Son birkaç yılda her ne kadar her senenin bir imza animesi olsa da (Attack on Titan, Tokyo Ghoul, Sword Art Online vb.) 2012’den beri her yıl gölgeler içinde konuşulmaya devam eden bir anime var, JoJo’s Bizarre Adventure (JoJo). Hirohiko Araki‘nin 1986’da başlayan mangasının anime uyarlaması olan JoJo, deli bir hayran kitlesine sahip ve bu hayranlar her yerdeler…

Eğer son birkaç yılda bir şeyin adını çok duyarsanız, bir yerden sonra iki şey olur; ya o şeyden bıkıp ondan bahseden herkes ve adının geçtiği her şeyle bağınızı koparıp cinnet geçirmenizi önlersiniz, ya da bu kadar çoğunluk yanılıyor olamaz diyerek o topluluğun bir parçası olursunuz. Ben ikinci seçeneği tercih ettim.

Öncelikle serinin konusundan bahsedelim, JoJo’s Bizarre Advanture’ın genel olarak bir konusu yok. Daha doğrusu, tek bir konusu yok. Genel olarak Joestar soyunun nesilden nesile başlarını belaya sokması (ya da belanın onları bulması) ve onların da bu beladan kendilerini kurtarmalarını konu alıyor. Genelde bir manga arc’lardan oluşsa da JoJo bunun yerine part’larını kullanıyor; her part yeni bir arc’ı anlatıyor. Şu an ise manga sekizinci, anime ise dördüncü part’ta devam ediyor. Biz ise bu incelemede ilk iki part’ın anlatıldığı ve basitçe JoJo’s Bizarre Adventure olarak anılan sezonu inceleyeceğiz.

Efendim üst paragrafta da belirtildiği gibi ilk sezon iki part’tan oluşuyor; JOnathan JOestar’ın anlatıldığı Phantom Blood ve JOseph JOestar’ın anlatıldığı Battle Tendency. İsimlerdeki ikinci harfleri bilerek büyük yazdım, çünkü animenin adının geldiği yer burası. Evet, ismi JoJo olan bir karakter yok, onun yerine lakapları JoJo olan bir sürü karakter var. Neyse… İki farklı zaman dilimini anlattığından alt başlık altında iki part’ı da (bölüm de yazabilirdim ama part kelimesi daha hoş duruyor JoJo’da) ayrı ayrı anlatırsak sizin de anlamanız için daha iyi olur.

jojo5zeppeli(1)

Phantom Blood

Başımıza Dio Brando (isme ayrıca değineceğiz) belasını açan ilk part’ta Jonathan Joestar‘ın Will A. Zeppeli ile Robert E.O. Speedwagon‘un yardımıyla evlatlık kardeşi Dio’yla olan savaşını izliyoruz. Zengin bir aile olan Joestar’ların evindeki taş maskenin sırrını öğrenen Dio belli bir dizi olayın ardından maskeyi çalarak vampire dönüşür ve tüm dünyayı ele geçirmeye karar verir. Hikaye elbette bu kadar basit değil, ancak ilk part sadece dokuz bölüm olduğundan ne dersem spoiler sayılacak. Yine de işin özü bu.

Battle Tendency

Phantom Blood’da olanların üzerinden 50 yıl geçmiş, JoJo ismini Jonathan’ın torunu Joseph‘in devralma zamanı gelmiştir. Dedesinin aksine ağırbaşlılıktan fersah fersah uzakta olan Joseph’in (adamı Tomokazu Sugita, yani Gintoki‘nin seiyuusu seslendiriyor diyeyim siz anlayın dereceyi) hikayesi dedesininkine göre daha derin ve daha karanlık. Phantom Blood’da ortaya çıkan taş maskenin meğerse çok da şey olmadığı, onun gibi onlarcasının olduğu ve insanlar için yapılmadığı ortaya çıkıyor yeni hikayemizde. Maskelerin asıl sahipleri yine bir dizi olay sonucunda bilmemkaç bin yıllık uykularından uyanıp kendilerini maskeleriyle yenilmez yapmaya çalışırken, Joseph yanına Will A. Zeppeli’nin torunu Ceasar‘ı alarak bu üç Yunan heykelini yenmeye çalışıyor (evet Yunan heykeli, izleyin anlarsınız).

Şimdi, gelelim genel olarak sezonun artı ve eksilerine… Çok fazla anime izleyen biri değilim, genel olarak anime konusunda çok seçici bir insanım. Bir şeye de çok sevmediğim sürece bir saatten fazla aralıksız odaklanabilen biri değilim maalesef. Benim gibi birine bir günde 26 bölüm izletebilen bir sezon gerçekten mükemmele yakındır -ki mükemmel anime diyebilmek için gereken her şeyi barındırıyor bana göre; derin hikaye, renkli karakterler, göz alıcı görseller, muhteşem savaş sahneleri, müzikler…

Ah müzik demişken aklıma geldi, eğer rock müzik seviyorsanız JoJo’daki grup ve müzisyen referansları size kafayı yedirtecek. Yukarıda üç örneğini verdim bile, Will A. Zeppeli (Led Zeppelin) R.E.O. Speedwagon (REO Speedwagon) ve Dio Brando (Ronnie James Dio) koca sezondaki rock referanslarının çeyreği bile değil. Neredeyse tüm karakterlerin adı bir müzik grubundan ya da müzisyenden esinlenme, rock seven bir insan olduğum için bu beni baya bir mutlu etti izlerken. Özellikle karakterlerin adında referans aramak çok zevkli, öneririm. Bu da aslında bize müzik zevki harika olan bir adamdan çıkan bir eseri izlediğimizi gösteriyor, zaten müzik zevki harika olmasa her bölümün sonunda Yes – Roundabout çalmazdı… Evet, to be continued meme’lerinin çıkış yeri de JoJo.

tumblr_n7ngm9aw5k1s2q6pao6_1280(1)

Gelelim karakterlere. Bir açıdan baktığımızda hiçbir karakter lüzumsuz değil, her ne kadar hikaye açısından çok etkisi olmayan karakterler olsa da hikaye anlatımında boş karakter yok. Her yan karakterin bir amacı var; Zeppeli’ler Joestar’lara yaverlik ediyor, Jonathan’ın çocukluk aşkı Erina Dio ile olan hüsumetlerine zemin hazırlıyor, Speedwagon… Duruyor. Aslında öyle gözükse de Speedwagon bize iki part’ta da hikayeyi anlamamıza yardımcı olacak şeyleri söyleyerek sizi bir yandan bilgilendirip, bir yandan da size düşmanın kudretini hissettirerek “Şimdi hapı yuttun JoJo” dedirtiyor. Ama gereksizsin abi ne yapayım yani…

Eğer biri size “Mangayı oku olm mal mısın ehehehe” diye laf edecekse dinlemeyin, çünkü manga ile animeyi gerek hikaye gerek görseller olarak ayıran neredeyse hiçbir şey yok. Anime resmen her açıdan manganın hareketli ve renkli hali, sadece yukarıda da belirttiğim gibi animede ilk part uzatılmış biraz, onun dışında birebir aynı. Orijinaline bu kadar sadık kalınması çok güzel bir şey; hem mangadan beri seriyi takip edenler anılarını tazeliyor, hem de yeni başlayanlar için eksik bir şey bırakmıyor. Hatta belli bir bölümde bırakıp mangadan devam etmeye karar verirseniz hiçbir şey kaybetmiyorsunuz, bunu başarabilen bir anime yok. En azından ben görmedim.

Özetle eğer size kafayı yedirecek, her bölümün sonunda bir sonraki bölümü heyecanla bekletecek, müzikleriyle gaza getirecek, hikayesiyle “vay anasını” dedirtecek bir anime arıyorsanız JoJo’s Bizarre Adventure tam size göre. İlk sezonu izledikten sonra Stardust Crusaders‘a geçmek zorunda değilsiniz fakat garanti veriyorum, son bölümü izledikten sonra eliniz istem dışı Stardust Crusaders’a gidecek, çok da düşünmeyin üzerinde yani.

- Yorumlar -