Beni kişisel olarak tanıyanlar bilir; Peanuts‘ı çok severim. Gerek ülkemizde Snoopy adıyla yayınlanan çizgi dizisini, gerekse gazetelerde yayınlanan çizgi hikayelerini ne zaman izlesem ya da okusam beni mutlu etmeyi başaran bir seri Peanuts.

Öyle ki elli yıllık çizgi hikaye külliyatını bir yılda hatmetmiş biriyim ben, mesele o kadar basit değil benim için. Haliyle geçtiğimiz yıl gösterime giren The Peanuts Movie‘nin iyi olması benim için kişisel bir olay haline gelmişti. Fakat nedense, neredeyse bir sene önce çıkan filmi izlemeyi yeni başardım. Şimdi de bu tecrübemi sizlere aktarmak isterim.

peanuts

The Peanuts Movie‘nin konusu yine her Peanuts hikayesi gibi oldukça basit ve eğlenceli. Kendini çok ciddiye almasa da her zamanki gibi arkasında Peanuts’ın yıllardır savunduğu ana fikri barındırıyor; özgüven. Eğer daha önce Snoopy izlediyseniz hikayelerin genelde Charlie Brown‘un özgüvensizliğini ve şanssızlığını konu aldığını, fakat her şeye rağmen Charlie Brown’un zorluklarla mücadelesini esprili bir dille anlattığını bilirsiniz. Burada da her şey aynı kalmış durumda fakat evren açısından ufak tefek değişiklikler yapılmış. Çok önemli olmadıkları için bu konuya değinmek istemiyorum bile (Peppermint Patty‘nin taşınmış olması hikayeye ne kadar etki edebilir ki?). Bu film de efsanevi Kızıl Saçlı Küçük Kız‘ın mahalleye taşındıktan sonra Charlie Brown’un ona vurulması ve onun kalbini kazanma hikayesini anlatıyor. Standart Peanuts hikayesi yani, bu açıdan sorunumuz yok.

Öncelikle filmin stüdyosu Blue Sky, yani Ice Age ve Rio‘yu yapan stüdyo ile aynı. Bu iyi bir şey… yani galiba. Ice Age’in üçüncü filmden sonra yokuş aşağı bir ivme gösterdiğini düşünürsek insan korkuyor fakat bir yandan da projenin arkasında profesyonel bir ekibin olması az da olsa iç rahatlatıcı. Peki Blue Sky sekiz yıllık geliştirme çıkmazından sonra nasıl bir eserle karşımıza çıktı?

2015-peanuts-the-movie-3(1)

Filmin kötü yanlarına değinmeden önce iyi yanlarına değinmek istiyorum. Film her ne kadar üç boyutlu olsa da Charles Schulz‘un çizimleri aynen korunmuş. Öyle ki bazı sahneler dışında filmin üç boyutlu olduğunu hissetmiyorsunuz bile. Bu yüzden film için iki buçuk boyutlu demek daha uygun olur sanırım. Orijinale sadık kalınması benim için artı bir not oldu çünkü baya korkuyordum animasyonun ruhu öldüreceğinden -ki ruh konusunda elimizde çok da şey yok.-

Film size eski Peanuts tadını vermeye çalışıyor fakat bu konuda çok başarılı olamıyor. Çünkü Peanuts eski bir marka ve ilk haliyle şu anki izleyicilere sunmaya çalışmak filmi maalesef bir nostalji malzemesinden ileri götürmez. Bundan dolayı yeni izleyiciler için de bir şey konulmaya çalışılmış. Başarılı olmuş mu? Evet. Ama bu filmin bizim sevdiğimiz sıcak Peanuts havasını öldürmesine sebep olmuş. Suçlayabilir miyiz onu bile bilmiyorum. Riskli bir filmdi sonuçta.

Sesler! Allah’ım sesler konusunda çok şey söyleyebilirim çünkü en çok dikkat çeken şey oydu benim için. Müzikler eski Snoopy çizgi dizilerinde kullanılan şarkıların yeniden kaydedilmiş hali, bu yüzden ne kadar mutlu oldum anlatamam. Vince Guaraldi‘nin eski filmler için kaydettiği neredeyse tüm ikonik şarkılar filmde bir yerde karşınıza çıkıyor. Müzik olarak en çok sevdiğim yerse 20th Century Fox müziğini Schroeder‘in çalması oldu. İlk izlenim açısından harika bir hareket olmuş bu. Fakat yeni müzikler… Ne desem bilemedim.

peanuts

Tüm animasyonlarda çalan ve artık benim kanser olarak gördüğüm “Hey oley hadi dans edelim arkadaşlık sevgi oley” tarzı şarkılardan maalesef Peanuts da nasibini almış ve üzülerek söylüyorum eğer filme insanlar kötü diyorsa sebeplerinden biri bu. Yani bırakın da eski Peanuts aranjmanlarını dinleyelim, sırf balodalar diye “kuul” şarkılar dinleyecek değil bu çocuklar. Yukarıda bahsettiğim gibi yeni izleyicilere hitap edilmeye çalışılmış ama yeni izleyiciler bile bu tip şarkılar dinlemiyor artık, durun ya. Yapmayın lütfen.

Seslerden devam edecek olursak, seslendirme konusunda stüdyo harika bir iş başarmış. Seslendirme kadrosunda neredeyse hiçbir yetişkin yok, bir iki karakter haricinde tüm karakterler yaşlarına uygun olarak çocuklar tarafından seslendirilmiş -ki bu seslendirenler arasında ünlü sayılabilecek bir ya da iki kişi var, onlar da çocuk dizilerinde küçük kardeşi oynayan tipler genellikle- Küçük bütçeyle sağlam kadro kurmuş stüdyo özetle. Yetişkin neden yok? Çünkü bildiğiniz üzere Peanuts’ta yetişkin karakter yok, onun yerine yetişkin sesi yerine kullanılan trombon var. Filmde de bu gelenek aynen kullanılmış.

peanutsgang(1)

Gelelim filmin müziklerden sonra en büyük eksisine… Kızıl Baron kısımları. Her ne kadar Kızıl Baron’un maketi (Maket uçak bu arada bahsettiğim şey) filmin ana hikayesi için önemli bir kısmı kapsasa da Snoopy’nin Kızıl Baron hikayeleri tamamen gereksiz geldi bana. Tamam filmin iki başrolünden biri Snoopy, kendi hikayeleri olacak ama Woodstock‘la olan küçük atışmaları zaten yeterince güzeldi, Kızıl Baron’a gerek bile yoktu. Tek yaptığı hikayenin işleyişini bozmak olmuş, neredeyse o bölümleri ilerletecektim izlerken.

Son olarak karakterlerin hepsi hatırladığımız gibi; Charlie Brown yine şanssız, Linus yine battaniyesiyle geziyor, Lucy yine yürüyen ego, Sally yine Linus’ın peşinde vesaire. Karakterlerin tasarımlarında bir değişiklik yok, sadece animasyon olmasından dolayı Linus’ın saçları daha sık. Onun dışında çok büyük bir değişiklik görmedim… Kızıl Saçlı Küçük Kız hariç. Ama o da daha önce sadece iki üç filmde anlık gözüktüğünden göze batmıyor, filmi izleyenler fark etmez bile. Ben hariç, ben hatırlarım. Hepsi benim bebeklerim.

peanuts

Özetle The Peanuts Movie can sıkıntısında aradan çıkarmak için ya da çocuğunuzdur, yeğeninizdir, eve gelen komşu çocuğudur falan bunları Peanuts’la tanıştırmak için izlenecek tadımlık bir film olmuş. Filmin devamının gelmesi için bir sebep yok ama umarım gelir, çünkü bu millete daha çok Peanuts, daha çok masumiyet lazım.

- Yorumlar -