Hayatın monotonluğundan kurtulup, kendi özel dünyamda eşsiz bir yolculuk yapmak için mükemmel bir fırsat yakaladım. Bedenen ve ruhen hazır olduğum zaman PS4’ü açtım. Evet ilk başta ön yargılıydım, görseller bana birkaç farklı oyun tarzını hatırlattı. Ne bileyim, sanki oyun; “benden uzak dur” demese de, “kollarını açıp bana gel” de demiyor gibiydi. Girdaba düşünce, o çekime karşı koyamayacağınızı anlarsınız ve iş işten geçer. Ön yargılı olmaktan nefret ediyorum ve bir kez daha oyun tokadını yüzüme çarpınca anladım. “Oyunu oyna kardeşim ve yorumunu sona sakla” 6. Hissim böyle sesleniyormuş meğer.

Oyunu baştan sona bitirdim ve tavsiyem şu; Hani canınız futbol oynamak ister, birkaç maç yaparsınız, macera oyunlarında silah ve yumruklarınızla ilerlersiniz ya da Call of Duty ve Battlefield tekli-çoklu oyun modlarında zaman geçirirsiniz ya, Rime’e bu şekilde yaklaşmayın. Demem o ki, birkaç saat oynayıp makineyi kapatayım diyebileceğiniz bir oyun değil. Kendileri ne safkan bir bulmaca oyunu, ne de hikâyesi alışılagelmiş özgünlükte olan bir oyun. Size anlık eğlence yerine baştan sona soluksuz deneyim yaşatıyor. Öncelikle oyun oynarken yanınızda kimse olmasın, oyunun sesini birazcık artırın ve en önemlisi Rime oynamak için bol zamanınız olsun. Oyundan etkilenmeniz ve atmosferine bağlanmanız için bu şart. Ico ve Journey atmosferi solumak, The Witness havasında bulmacalar istiyorsanız doğru yerdesiniz. Ve son tavsiyem, asla ama asla takıldığınız bir nokta da youtube’a müracaat etmeyin. Bu oyun keyfine vurulacak en büyük darbedir.

Yapımcılar bizi ıssız bir adanın kumsalına öylece bırakıveriyor. Ne bir dil içeriyor, ne bir yazılı metin ne de bir HUD, öylece etrafınıza bakıyorsunuz. İlk dikkatinizi çeken, cell shade tekniği ile hazırlanan görüntüler ki, en çok etkilendiğim cell shade oyunları Prince Of Persia 2008 ve Borderlands’tır. Facebook’ta oyun için, “Akdeniz Esintisi” yorumu yapan arkadaşın benzetmesi çok hoşuma gitmişti. Gerçekten de denizi, kumsalı, farklı hayvan türleri, mimarisi ve müzikleri ile ılık bir yaz meltemi gibi yüzümüze esiyor Rime. Oyunun başında keşif hissiniz, Rime’ın yapısına alışmanızda büyük kolaylık sağlıyor. Gözünüze çarpan beyaz kule, üzerinde mavi ışık olan hayvan objeleri ve 4 küçük heykelcik, bu gizemi çözmeniz için yolunuzun başında sıralanmış duruyor. Bu objeleri bir şekilde tetiklediğiniz zaman, bulmacaların mantığını çözmeye başlıyorsunuz. Oyunda HUD yok demiştik, oyun alanı o kadar büyük değil ve rehber olarak bize yardım eden turuncu bir tilkimiz var. O olmasa ilerleyebilir miydik? Elbette ilerleyebilirdik, bu biraz zaman alırdı ama tilki sadece rehberimiz değil, oyunda varlığıyla ve sesiyle özel bir misyonu var. Oyunda dikkatinizi çekecektir, denize girdiğinizde oyun alanlarının sınırlarını denizanaları belirliyor. Karakterimiz denizanalarına yaklaşınca otomatik olarak geri dönüytor. Bu hoş bir detay olmuş.

Oyunda Journey, Ico ve The Witness havası var demiştim, bu tanımı biraz daraltalım isterseniz. Evet Ico havası var, boynuzlu çocuk ve gölge yaratıklar bu savımızı doğruluyor. Journey havası var, metin dili ve diyaloglar iki oyunda da yok, ancak Rime’ın hikâyesi daha derin ve bulmaca daha ön plana çıkıyor. Rime’ın atmosferi daha ışıltılı ve yoğun bir renk paleti kullanılmış. The Witness havası var, ama Rime’ın bulmacaları devede kulak kalıyor. Bunun dışında platformlara tırmanma, tutunma olayları da Tomb Raider ve Prince Of Persia’dan esinlenmiş daha doğrusu ılham alınmış hissi veriyor. Yeri geldiği için bu notu ileteyim sizlere; Rime’in yapımcı firması Tequila Works’teki CEO ve Oyun Yönetmeni Raúl Rubio’ya şöyle bir soru soruluyor. “İlk fragmanı izledikten sonra Ico, Shadow Of Colossus, Legend Of Zelda: Windwaker gibi oyunlar sizin için ilham kaynağı mıydı?” diye gelen soruya Rubio’nun verdiği cevap; “Jason and the Argonauts, Princess Mononoke filmleri, Giorgio de Chirico (gerçek üstü ressam), yine ressam olan Joaquin Sorolla ve Salvador Dali’den etkilendik” diye cevap veriyor. Her ne kadar söylemek istemeseler de Ico, Journey ve The Witness’dan esinlendikleri konusunda fikrim değişmeyecek.

RiME_20170606113200

Oyun bulmacaları harcdore oyuncular için basit kalıyor. The Witness’i yalayıp yutanlar, aynı hazzı Rime’da alamayacaklar. Bulmacalar genelde geçitleri açmak, platformları hareket ettirmek, gölgeleri doğru konuma getirmek ve uygun açılarla eşleştirmeler yapmak için tasarlanmış. Bazı bölümlerde küçük anahtarları bulup geçitleri açıyorsunuz. Bu klasik anahtar bul kapı aç mantığı gibi oyuncuyu fazla sıkmıyor. Bunları yazarken, bulmacaları o kadar da basite indirgemek istemiyorum. Biraz beynin gri hücrelerini çalıştırmak gerekiyor. Rime bulmacaları oyunun atmosferine çok uygun ve bütünlüğü asla bozmuyor.

Rime size hikâyesini anlatmak için farklı bir yol sunuyor. Başta ıssız bir sahildesiniz, ilerledikçe eski medeniyet kalıntıları arasında dolanıyorsunuz. Merakınız artıyor ve geçitleri açarak, bundan sonra sizi neyin beklediği konusunda şüpheleriniz oluşuyor. Sonra bir anda tepenizde dev bir kuş uçmaya başlıyor. Menzilinde fazla kalırsanız, pençeleriyle kapıveriyor. Yüzerek bazı mekânlara gitmek zorunda kalıyorsunuz. Etrafta gezen gölge formunda ki yaratıklar merakımızı artırıyor, bunların hikâyede ne işi var diye kafa yorarken, suyla canlandırdığımız bir ağaçtan aldığımız küre, sadece iki ayağı olan bir yaratığı canlandırıyor. Dünya medeniyeti ile uzaktan yakından alakası olmayan bu varlıklar “acaba ne?” diye beyninizi yorarken, final sahnesinde puzzle’ın bütün parçaları yerine oturuyor. Oyunun son bölümlerindeki yoğun yağmurlu gizemli mekânlar, oldukça hoşuma gitti. Yapımcılar, yağmur efektlerini ve gök gürültüsü sesini mükemmel yansıtmış. Sanki ekranda izlerken ıslanıyoruz. Düğüm noktası burada olduğu için, başıma geleceği anladım ve ayaklarım geri geri gitmeye başladı (azıcık spoiler).

Her ne kadar başta, “hikâye çok geri planda kalmış, hep bulmaca mı çözeceğiz?” derken taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyor. Çözdüğünüz bulmacalar ve hedeflerinize ulaşmanız, hikâye perdesinin yavaş yavaş aralıyor. Küçük bir çocuğun sahilde uyanmasıyla başlayan hikâye örgüsü, müthiş bir finalle noktalanıyor. Oyun sonunda her şey o kadar çabuk gerçekleşiyor ki, muhtemelen, hikâyenin daha uzun süreceğini düşünüp hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Oyun süresi kısa, 5 bölüm halinde sunulmuş. Oyunda hikâyenin yanında çeşitli koleksiyonlar ve gizli nesneler de var. Tahminimce, benim gibi oyun bitince bu parçaları bulmak isteyeceksiniz.
Akdeniz iklimine uygun Soundtrack Albümünde, İspanyol David Garcia Diaz’ın imzası var. Kullanılan enstrümanlar, oyunun genel atmosferi ile o kadar uyumlu ki, sırf bu yüzden Youtube’da oyunun soundtrack parçalarını tekrar dinledim. Oyun içinde müziğin yoğunluğu, arka planda yansıyan hayvan ve çeşitli doğa sesleri o kadar dengelenmiş ki, bu durum oyun atmosferine hapsolmanızı sağlıyor ve ruhunuzun okşandığını hissediyorsunuz. Sahilde martı ve dalga sesleri eşliğinde deniz havasını koklayıp yürümek gibi bir şey.

Rime kusursuz bir sanat eseri mi? Olsaydı zaten daha farklı şeyler yazıyor olacaktık. Kusurları var ve bu kusurlar açıkçası hevesimi birazcık kaçırdı. Oyunun 2013 yılından beridir geliştiriliyor. Nisan ayında piyasaya çıktı ve koskoca 4 sene emek verildi. Öncelikle kontrol ettiğimiz karakterin yokuş aşağı koşarken bacaklarının şekli çok garip ve bir o kadar da gülünçtü. Platformlardan atlama ve tutunma hareketleri çok yavan geldi. Ne bileyim daha bir estetik olmalıydı. Oyun kısa, ektralara zaman harcadım biraz bu da topu topu 10 saat zamanımı aldı. Ana hikâyeye odaklanırsanız bu süre 6-7 saati buluyor. Hikâyesi güzel olmasına rağmen sanki oldu bittiye getirilmiş gibi. Ne olduğunu anlamadan bitiveriyor. Hikâye derinliği daha fazla olabilirdi.

Yapımcı Firma: Tequila Works
Yayıncı Firma:Grey Box
Türü: 3D Bulmaca, Macera
Çoklu Oyun:Yok

- Yorumlar -

RIME'ı Eğer Hala Oynamadıysanız Sizin İçin İnceledik
Artılar
  • Adeta bir sanat eseri. Oyunun içine hapsoluyorsunuz.
  • Oyun müzikleri harika, her şey yerli yerinde kullanılmış ve hikâyeye daha bir anlam katıyor.
  • Oyun sizi gereksiz yere asla sıkmıyor.
Eksiler
  • Oyun süresi kısa.
  • Hareket animasyonları biraz kaba.
  • Hikâye için daha fazla uğraşılabilirdi.
99