Öncelikle “oyun” kelimesinin bir tarifini yapalım. Oyun: Daha kaliteli zaman geçirmek için, belli kuralları olan tek kişilik ya da çok katılımlı eğlence. Bu kurallar alışılagelmiş geleneklerden alınabildiği gibi, tamamen kişinin kendi keşfetme becerisiyle alakalı olarak gelişir. Biz kendi alanımız olan konsol, PC ve diğer el konsolları ile ilgili olarak alanı daraltalım ve devam edelim.

Radyo, televizyon, oyun konsolu ve bilgisayarların piyasada olmadığı zamanlarda, insanların birçok eğlence kültürü vardı. Çocuklar ve yetişkinler için farklılık gösterse de temelde amaç, daha zevkli bir zaman geçirmekti. Teknoloji gelişti, bilgisayar ve konsollar piyasaya çıktı. Eğlence kültürü için yeni bir çağ başlamıştı artık. İnsanlar kendi klasik oyun kültürlerine, dijital oyun kültürünü eklemeye başladılar. Oyun kültürü zaman geçtikçe, kartopu gibi yuvarlanıp günümüzde dev bir çığa dönüştü. Teknoloji o kadar ileriye gitti ki artık, yeni teknolojileri kestirmek çok güç oldu. Şimdi geldiğimiz en uç nokta VR teknolojisi. Şöyle bir düşünün, yakın gelecekte sınıfta toplu ders yerine, evde kafasına geçireceği VR cihazıyla derse katılan öğrenciler, gurbetteki sevdiklerini bu cihazlarla gören ve onların yanındaymış gibi hareket eden aile üyeleri, bir konseri ya da defile gösterisini koltuklarda gibi izleyen sanatseverler.

Evet teknoloji oyun severler cephesinde, hız kesmeden ilerlemeye devam ediyor. Her ne kadar sevindirici olsa da, günümüz oyun teknolojisi için bazı endişelerimiz yok değil. Bana sorarsanız endişeden ziyade, büyük bir probleme dönüşmek üzere. İsterseniz konuyu şöyle açayım; Biz oyun oynamak istiyoruz, ister hikâye bazlı ister multiplayer bazlı olarak, burada sorun yok, ancak önümüze serilen içerikler bazı endişelerimizi beraberinde getiriyor. Hepimiz biliyoruz ki bazı firmalar, mikro ödemeler konusunda kendi ceplerini ön planda tutarak içerik üretiyor. Bu miktarlar tek kişi bazında küçük gibi görünse de, totalde hatrı sayılır bir miktara dönüşüyor. Şu an oyun severler, bu firmalara ateş püskürüyor ve mikro ödemeleri protesto ediyor. Bazı firmalar da, bu şekilde bir ödeme sistemini oyunlara eklemiyor ve oyun severlerin yanında yer aldıklarını gösteriyorlar. Şimdi şöyle toparlayalım; ben bir oyunu aldığımda tüm DLC ve ekstra içeriklerine sahibi olmak isterim. Böyle mikro ödeme ve Episode mantığına karşıyım. Adamlar oyunu satıyor, daha sonra episode (bölüm) mantığı devreye giriyor ve mecburen paranız gidiyor. Oyunlar artık içeriklerine göre Gold, Deluxe, Premium, Season Pass gibi sınıflara ayrılıp satışa çıkıyor. Şu da çok açık bir gerçek; “oyunu yapan ve pazarlayan firmaların tek düşüncesi, daha fazla para kazanma isteği ve bizim ne hissettiğimiz adamların umurunda bile değil. Bazı istisnalar var elbette, ama genel olarak şablon böyle şekilleniyor.

Store’ları (Oyun Satış Platformları) açıp zevkime göre oyunları incelemeye başlıyorum ve görüyorum ki, hadi Gold – Deluxe -Premium olayını geçtim, bazı oyunlarda extra içerikler sıralanmış taliplisini bekliyor. Kıyafetler, cephane paketleri, yeni araçlar, sanal paralar, karakterler vb. alt alta sıralanmış. Oyun severler bütçesi ne ise ona yöneldiği için, sınırlı bir içerik zevkine sahip oluyorlar ve bu bence eğlence anlayışımıza vurulan bir satır haline dönüşüyor. “Eskiden oyunlardan daha fazla zevk alırdık” sözünün cevabı bence burada gizli. Evet daha fazla zevk alırdık. Ekstra içerikler yoktu, mikro ödemeler yoktu, Gold – Premium – Deluxe ayırımcılığı yoktu, yapımcılar tüm enerjisini ve potansiyelini en son limitine kadar oyunlarına aktarırlardı. Bu kadar aç gözlü insanlar yoktu. En azından firmalar ilkeler ve hedeflerine göre yol haritalarını belirlerdi. Şimdi diyeceksiniz ki, bahsettiğin zamanda yine bu firmalar vardı? Vardı evet, ama denizi yüzüp adaya çıktıklarında ilkelerini de denizde bıraktılar. Örnek vereyim; Gabe Newell, Valve Şirketinin kurucularından. Half Life’ı marka haline getirdi ve hepimizin bildiği gibi Steam’in kurucularından birisi. Oyun severler Half Life 1-2’i oynadıktan sonra, Episode’lara yöneldi ve yıllar yılı Half Life 3 çıkacak diye bekleyip duruyorlar. Ama sonuç ne oldu, Steam kurulduktan ve paranın dibine vurulduktan sonra, kolay kazanç elde etmek varken Half Life 3 için adımlar atılmıyor. Demek ki menfaat ilkelerin ve hedeflerin önüne geçebiliyormuş. Bunun gibi sayısız örnekleri oyun dünyasında göreceksiniz.

Bir diğer önemli konu, “Artık hikâye bazlı oyunların ömrünü tamamlayacağı” varsayımı gerçeğe dönüşmeye başladı. Şu an için hikâyesi ile ön plana çıkan oyunların yapımcıları, multiplayer içerikler için de çalışmalarını sürdürüyorlar. Hikâye temelli oyunların nesli, tükenme aşamasına geldi diyebiliriz. Tomb Raider, Uncharted, Assassin’s Creed, God Of War, Quantic Dream yapımları olan; Fahrenheit, Heavy Rain, Beyond Two Souls ve daha sayamadığım hikâye temelli oyunları göz önüne alalım. Firmalar için en mantıklı olan hikâyenin yanında çoklu oyuncu modlarının eklenmesi, hem oyun daha taze kalıp yıllarca oynanacak, hem de kasalar bundan nasibini almış olacak. Bunun yanında, “Hikâye-mikaye ne kardeşim, ben parama bakarım” diyen oyun firmaları kendi stratejilerini uygulayarak yepyeni bir kültür oluşturdular. Multisi ön plana çıkan, hikâyesi sönük ya da hiç olmayan oyunlar. For Honor, Tom Clancy: Rainbow Six, Battlefield, Star Wars Battlefront gibi yapımlar artmaya devam edecek. Oyun severler de bu konuda farklı düşünüyorlar. Kimisi hikâye olmazsa olmazlardan, kimisine göre; “ Kardeşim ben ücretini ödüyorum, hikâyeden sonra multisi de beni uzun süre idare etmeli” mantığındalar. Oyuncular böyle düşünüyor, firmalar daha kazançlı çıkmak için ekstra ve çoklu oyuncuya yönelik içerik hazırlıyorlar ve karşılıklı ticaretin gerekliliğini yerine getiriyorlar.

VR kültürü faaliyete geçti ve bundan sonraki adım, “Kanımca oyunların daha fazla içinde olacağız” öngörüsü. Nasıl mı? Oyunların içinde koku, acı ve hava olaylarını hissetmek. Bunu vücudun çeşitli yerine takılacak alıcı sensörler ve koku molekülleri ile başarabilirler.

- Yorumlar -