The Pack‘i takip edenler, (Bir zahmet, 1000 beğeniyi aştı çoktan!) okuyanlar bilirler. Bu site alt kültürün muazzam dünyasına adanmış bir site olsa da, daha çok en güncel oyun ve film piyasalarından haberlerle gündeme gelmektedir.

Altı-yedi arkadaş bir araya gelip, “Olm bizim neyimiz eksik, piyasada böyle bir ihtiyaç var, gebertelim şu işi”, “Harbiden kanka beni de olaya dahil edin, ben de katkıda bulunacam..” vs söylemlerin ve eylemlerin sonucudur The Pack!

“Eee ne var biliyoruz bunu!” ya da “Başlıkla bunun ne alakası var şimdi?” gibi eleştirilerde bulunuyor olabilirsiniz şu anda. Bu blog alt kültüre ait her şeyi barındırmayı hedeflese de, PC ve konsol oyunları haberleri ve incelemeleri her zaman gönlümüzde ayrı bir yer edindiği için (ilk yazım olmasının heyecanından bahsedip acitasyon yapmayacağım… Gerek yok) eminim hepimizin üzerinde düşündüğü ve kendince (Haklı!) fikri olan makalenin başlığındaki konu üzerinde fikirlerimi paylaşmak istedim.

Hepimiz yaşamışızdır: “Oğlum, şu bilgisayarından başından kalk artık”, “Kızım bırak oyun oynamayı da -işte neyse anamızın, babamızın istediği şey- onu yap!”, “Aşkım, hadi gelsene yanıma (Halbuki Dead Space 2 oynarken donuma doldurmak üzereyken hatunun ilgi istemesi ve ardından yaşanan sinir bozukluğu…)” …vs…vs…vs..

Daha saymama gerek var mı…?

Efendim…?

Yok di mi?

Olmaz tabii!

Demon's Souls (2009)

Demon’s Souls (2009)

Yok sorunlu bu çocuklar, yok sosyalleşmiyorlar (hayır, Teamspeak ne o zaman??), yok bu herif/hatun manita yapamaz, yok bundan bir cacık olmaz, çocuk gibi oyun oynuyor… (Hayır yakında evleniyorum (Editör notu: evlendi…) ve nişanlım bile oyun oynamam konusunda bana tenkitte bulunmuştur. Hoş, ben işin kolayını buldum; PS3’üme Limbo ve The Little Big Planet oyunları yükledim, “Aaa ne tatlı, ne güzel oyunlar bunlar!” yorumunu kaptım, olay bitti. Ufak adımlarla hanımlar ve beyler, o da bir şeydir yani.)

PC ve konsol oyunları dünyası bir bataksa eğer, ben bu batağa (Her ne kadar küçük erkek kardeşimi dâhil etmiş olsam da, o benden daha farklı bir dünyada ilerledi… Kerata!) 10 yaşında Amiga 500 sahibi olarak battım. Zaten batış o batış 34’e merdiven dayadım hala Demon’s Souls, Dark Souls, “Nothing is True…”

Assassin's Creed (2007)

Assassin’s Creed (2007)

Neyse lafı uzatmayayım. Tabii 10 yaşında bir erkek çocuğunun o zamanlar (1991-1992) kendisine ait bir bilgisayarı olması hem büyük olay hem de tam anlamıyla bir Dragon Age questi tamamlamak gibiydi. “Oğlum derslerinin hepsi pekiyi gelirse, anneni üzmezsen, kardeşine sahip çıkarsan vs…” gibi tipik (Şimdilerde baya haklı bulduğum) baba koşullarını tamamlamam gerekiyordu. Ne kadar ekmek, o kadar köfte yani anlayacağınız. Fakat…

North & South (1989)

North & South (1989)

Arkadaş, benim büyük teyzemin oğlu kuzen, ne zaman kendisine ait Amiga 500 makinesinde bir North & South, Final Fight, Lotus (Ooff anam, damardan girdim olaya, bende de hiç alıştıra alıştıra girmek yok konuya maşallah), Silkworm (Yavaş be birader, yavaş gel ya!), Lemmings, TURRICAN 2 (Ohanness) oynadı, oynattı, Kuzey oldu Güney, yukarısı oldu aşağısı, beyaz oldu kara, yani minicik dünyam tepetaklak oldu. Bir de o zamana kadar okuma alışkanlığı kazanayım diye macera ve bilim kurgu kitaplarına boğuyorlardı beni. “Heyecanlı şeyler okurlarsa, okumaya hevesi artar ve daha çok okur” gibi bir beyanda bulunmuş sevgili ilkokul öğretmenim. Ondan sonrada ver elini Jules Verne hikayelerini al birini bitir, diğerini al… Ayrıca babamın biriktirdiği Conan siyah beyaz çizgi romanlarını da buldum ama o apayrı bir yazı konusudur.

Turrican II: The Final Fight (1991)

Turrican II: The Final Fight (1991)

Dediğim gibi 10 yaşında bir çocukken kendi hayal dünyamı hepimizin saygı duyduğu üstatların roman ve hikayeleriyle süslerken, birden önüme bir ekranda hayal etmeyi bile düşünemediği dünyalar ve hikayeler hem de benim yön verebileceğim (Joystick candır be!) karakterlerle dolu zamanın teknoloji harikasıyla tanıştım. Annem hala soruyor, “Hala niye oyun oynuyorsun, ne buluyorsun bunda” diye? Teeallaamm niye acaba?

Buraya kadar okuduysanız yazar hakkında az çok bir fikir sahibi olmuşsunuzdur. Adamın mavrası (Gameshow anyone?) da iyimiş gibi yorumlar belki aklınıza gelmiştir. Ama şimdi, “İyi de birader, başlıkla anlattıklarının ne alakası var? Sadede gel be adam!” cinsinden bağırışmalar yükseliyor olabilir İnternet’in muhtelif yerlerinden ama biliniz ki boş konuşmam, sadece biraz uzatabilirim.

Lotus (1990)

Lotus (1990)

Bahsettiğim gibi, bu siteyi takip ediyorsak, video oyunlara merakımız bir hayli var demek ki ve maalesef yakın çevremizin tuhaf tepkilerine de maruz kalmışızdır, halen daha da kalıyoruz. Tuhaf diyorum çünkü bizim için o kadar da abartılı ve tuhaf bir şey değil aslında oyun tutkumuz. Peki yazar bireysel olarak gönlündeki bu çağlayan tutkusunu, karşı görüşlerin önünde nasıl savunmuştur? Klasik bir cevapla; “Bir sanat eseriyle şu anda muhabbet içindeyim, lütfen rahatsız etmeyin”

keepcalmŞaka bir yana hangi platformlarda olursa olsunlar video oyunları sanat mıdır? Bir sanat dalı olarak kabul edilebilirler mi? Bunun için ilk önce sanat nedir, kaça ayrılır gibi sorulara cevap bulunması gerekmektedir. Türk Dil Kurumu sanat kelimesinin anlamını: “Bir duygu, tasarı, güzellik vb.nin anlatımında kullanılan yöntemlerin tamamı veya bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık” olarak belirtiyor. Kısaca insanda hayranlık hissi uyandırabilen her eseri, sanat olarak nitelendirebiliyoruz. Tabii bir şeyi yapmakta gösterilen, sergilenen ustalığı da sanat olarak nitelendirebiliyoruz. Örneğin konuşma sanatı, yemek yapma sanatı vb. Zanaat kelimesi de zaman içinde Türkçemize evrimleşmiş bir kelime olup, el işçiliğinin kalitesini de göstermektedir; örneğin marangozluk, dokumacılık vb. Zanaatın farkı üretilen eserlerin direkt olarak insan hayatında fayda sağlayacak şekilde kullanılmasından ötürü sanat eserlerinden ayrılmasıdır.

Gönlümüzde ve aklımızda hayranlık uyandıran Güzel Sanat türleri ilk önce üçe ayrılır: İşitsel (Fonetik), Görsel (Plastik) ve Dramatik (Ritmik). Üç kategoriden sırayla örnek vermek gerekirse; Fonetik sanatlara Müzik (Heavy metal, pop, klasik senfoni vb.), Edebiyat (Suç ve Ceza, Moby Dick vb.); Plastik Sanatlara Mimaride Anıtkabir, Heykelde Düşünen Adam, Resimde Mona Lisa; Ritmik Sanatlara da Tiyatro (oyunculuk sanatı), Dansta Anadolu Ateşi vb.

Silkworm (1988)

Silkworm (1988)

Hoş sinema ve fotoğrafçılık da modern görsel sanatlar olarak tanımlanmakta olup, birden fazla güzel sanat disiplini de içinde barındırmaktadır. Fakat o da ayrı bir yazı konusudur. Ha, sinema demişken…

Ünlü Amerikan sinema eleştirmeni Roger Ebert (RIP) bile video oyunların bir sanat formatında asla olmayacağını ve hatta sanattır diye nitelendirilmemesinin daha doğru olacağını savunmuştur. Tam metin için bknz: Video games can never be art

Hatta İnternet’in ulu bilgi kaynaklarından biri olan Wikipedia‘da da makalemin kapsamından daha detaylı ve farklı açılardan inceleyen makaleler bulunmaktadır. Daha fazla bilgi ve tam metin için buyursunlar: Video Games as an art form

Buraya kadar geldiğimizde herhangi bir video oyununu sanat eseri olarak tanımlama hakkı doğmuş oluyor mu peki? Kişisel görüşüm, aslında tam olarak değil çünkü bir sanat dalına ait değildir iyi yapılmış, tasarlanmış ve geliştirilmiş bir oyun. Benim fikrim, video oynunun tam bir görsel sanat kolajı olduğuna dayanır. Nasıl mı?

Planescape: Torment (1999)

Planescape: Torment (1999)

Mesela eskilerden Planescape: Torment PC oyununu ele alalım. 1999 Black Isle Studios çıkışlı Planescape evreninde geçen ve artık kült mertebesine ulaşmış bir CRPG (Computer Role Playing Game) oyunudur Torment. Oyun olarak Torment devasa bir sanat kolajıdır, neredeyse tüm disiplinleri içinde barındırır. Bir kere hikayesi muazzam derindir. Diyalog, diyalog seçenekleri ve betimlemelerle neredeyse 1 milyon satır “Edebiyat” içerir. Ekranda okuduğunuz metinlere göre hikayeyi şekillendirir ve oynadığınız karaktere yön verirsiniz. Gözle görebildiğiniz mekanları zengin bir metinle nasıl bir hissiyat hatta ne tür kokularla kaplı olduğunu okuyarak kafanızda canlandırabilirsiniz.

Torment‘teki mekanların görselliğini tartışmak bile istemem. Belki yüzlerce tonda kırmızı, turuncu ve mavi renkleri kullanılmıştır fakat her tonda oyun oyuncusuna farklı hisler uyandıracak şekilde sunulmuştur. Hive‘ın o pis sokaklarında gezerken ki gri tonları ile Baator düzlemindeki turuncunun yıldırıcı ve kasvetli halleri oyuncuyu adeta o mekanlarda dolaştığının hissini seve seve sunar. Hayır, Hive’ın sokaklarının pis olduğunu nereden biliyorum ki? CD’yi bilgisayara koyup oynuyorum makine bana koku vermiyor ki! İşte resmin ve edebiyatın gücü ve eşsiz karışımı…

Benim kişisel görüşüm müzik, güzel sanatlar içindeki en etkileyici ve ruhlarımızda en hayranlık uyandıran sanat dalıdır. Müziksiz bir film, bir moda şovu, bir televizyon reklamı vs. düşünebiliyor musunuz? Demon’s Souls oyununda bile en minimal şekilde kullanılmıştır müzik ama boss fight kısımlarında gerilimi arttıran faktörlerden birinin de oyunun müziği olduğunu da inkar edemeyiz.

Blood Omen: The Legacy of Kain (1997)

Blood Omen: The Legacy of Kain (1997)

Torment’e geri dönersek; Torment‘in müzikleri insanı neredeyse her türlü duygu selinde boğulmasına sebep verebilecek parçalarla doludur. Undersigil‘de yer altında gezinirken ki gerilim dolu notalar, Civic Festhall‘deki barok müziği, düzlemler arası yolculuklarımızda ki her düzlemin kendine has “sinir bozucu” müzikleriyle biz oyuncuları oyuna nasıl kenetlediğini de inkar edemeyiz. Başka bir örnek; size Tristram dediğim de hemen kafanızda yankılanmıyorsa müziği ben de bir şey bilmiyorum. Basitmiş gibi duyulan bir gitar partisyonuyla umut ancak acılarla dolu bir kasabaya geldiğinizi hissediyorsunuz. İnkar etmeyelim. Hatta Legacy of Kain: Blood Omen oyununun soundtrack albümü tam Gothic-Horror türünün en güzel eserlerindendir. Bu makaleyi yazarken bile Diablo ve Warcraft 2‘nin müziklerini dinleyerek yazdım.

Warcraft II: The Tides of Darkness (1995)

Warcraft II: The Tides of Darkness (1995)

Teknolojinin gelişmesiyle de uzun zamandan beri video oyunları da voice-acting kullanılmaktadır. Ses oyunculuğu diyebiliriz herhalde buna. Düşünsenize bir aktör veya aktris oyundaki herhangi bir NPC’ye (non-playable character) “sesiyle” hayat veriyor. Seslendiren kişi görsel olarak seslendirdiği karakterini seslendirme aşamasında hiç görmüyor ama ne var ki oynattığımız Nameless One karakterinin acısını ve bazen çaresizliğini ve bazen öfkesini ekran başındayken “hissedebiliyoruz.” Ravel‘in asab bozucu sesiyle bütün oyunun ana düşüncesi olan sorusunu duyduğumuzda ki yaşadığımız içe sıkışmışlıkla, Fall-From-Grace‘in iç gıdıklayıcı sesiyle rahatladığımızı “hissedebiliyoruz”.

Her ne kadar örnek olarak Planescape: Torment oyunu örnek almış olsam da yukarıdaki söylediklerimin hepsini Mass Effect serisi içinde söyleyebiliriz. Garrus Vakarian‘ı KARİZMATİK yapan şeylerden biri söyledikleri, ikincisi de nasıl söylediğidir. Commander Shephard‘ın yıkılmayan ve yıkılamayan iradesini söylediği her kelimeden anlayabiliyoruz, hissedebiliyoruz. Doğru değil mi? Yani Tiyatro sanat dalı icra edilmese de aktör veya aktris sesiyle oyunculuk icra edilebilmektedir.

Garrus Vakarian - Mass Effect (2007)

Garrus Vakarian – Mass Effect (2007)

Zaten bir oyunu en ama en güzel kılan etkenlerdir Müzik, Grafik, Hikaye ve Seslendirme… Tabii hangi sırada olması gerektiği de apayrı bir yazı konusudur. 😉

Sanat açısından toparlamak gerekirse, dünya çapında başarılara imza atmış birçok oyun, biz oyuncuları çeşitli yönlerden hazzın doruklarına çıkarmıştır. Hatta bu dediğimi destekleyecek yüzlere örnek bile verebiliriz. (Örneklerinizi Yorumlar kısmına yazarsanız sevinirim.)

Lemmings (1991)

Lemmings (1991)

O vakit konumuzun ikinci sorusuna yönelelim;

Oyun; Bilim mi?

Bir kere tüm okuyucularımızın ve dünyadaki tüm oyuncuların bildiği su götürmez bir gerçek var ki o da video oyunlarının aslında bir yazılım olduğudur. Türlü teknolojiler ve yazılım dilleri kullanılarak video oyunu (platform farketmeksizin) programları geliştirilmektedir. Bir kere kod yazılımı günümüz bilgi çağında ayrı bir bilim dalı (Computer Science, Programming Science) olarak kabul görmektedir. Metodların yazılımı, ClickEvent, MouseEvent, KeyEvent, Datapool Connections, Garbage Collection, public Void, Private Void class, Graphic Libraries vs. oluşturulması gibi geliştirmeler yüksek Matematik bilgisi gerektiren şeylerdir. Kodları yazdın, menüleri oluşturdun, ara yüzleri tasarladın, geliştirdin… Eh sonra? Mesela 80’lerin sonuna doğru oyun oynarken biz (Yaşlandım, evet) bol bol metin okurduk, klavyeden komut yazar öyle karakterimizi yönlendirirdik. Ama artık GUI (Graphical User Interface – Grafiksel kullanıcı arayüzü) diye bir şey var. Programda bir iş yapmak için artık komut yazmaktansa bir simge oluşturup, çift tıklıyorsun program açılıyor ya da oynatığım karakter Fireball büyüsü atıyor Skeleton King‘e (Rezil herif!)

Diablo (1996) – Skeleton King Dövüşü

Diablo (1996) – Skeleton King Dövüşü

First Person Shooter (FPS) oyunlarında özellikle grafikler ön planda olur. Üç boyutlu mekan ve perspektifleri ve derinlik hissi yaratabilmek için ciddi grafiksel modeller oluşturulur, geliştirilir. Photoshop‘ta 3D model yapmaya benzemez bu tasarımlar takdir edersiniz ki. 3D modelleme başlı başına üniversitelerde ders olarak okutulan ve bir bilim dalı olmak yolunda gelişmekte ve ilerlemekte olan bir sanat dalıdır. Bununla berabear, analitik geometriden X,Y akslarından başlayıp (Super Mario Bros oynarken Mario nasıl zıplıyor sanıyorsunuz? Arka tarafta karakter atıyorum (3,3) X,Y koordinatı kadar zıplıyor aslında) 3D trendinin yükselmesi ve paralel olarak arzı karşılamak için 3D teknolojilerin de gelişmesiyle koordinatlar oldu X,Y,Z ve haliyle yüksek fizik bilgisi gerektiren bir disipline dönüştü.

Konu hakkında örnekler saymakla bitmez ancak kesin olan bir şey var ki o da video oyunu geliştirmek için farklı doğa bilimleri disiplinlerine ihtiyacımız vardır. Çok kısa bir not: Matematik bilim değildir, bilim dilidir. Deney yapıp gözlemleyebildiğimiz şeylere bilim dalı deriz; fizik, kimya gibi. Matematik bilim dallarının evrensel dilidir. Matematik olmadan hiçbir bilim teorisini veya kuramını formülize edemezdik, belirtemezdik.

Bunca şeyi söyledikten sonra Oyun Sanat mı yoksa Bilim mi sorusunun bence tek bir cevabı var…

Why not both, yani? (Neden ikisi de olmasın, yani?)

Dark Souls (2011)

Dark Souls (2011)

Makalede eski Amiga 500 ve PC oyunlarından birkaç örnek verdim; bilmeyen veya geçmişte kaybolmak isteyen okuyucularımız içi o oyunlardan birkaç ekran görüntüsünü de yazımda paylaşarak, beğeninize sundum.

 

- Yorumlar -