2018 yılı “En İyi Özgün Senaryo” dalı Oscar adaylarından biri olan The Big Sick filmini, gerçek bir hikâyeden alındığını bilmeden izledim. Başkarakter Silikon Vadisi’nden tanıdığımız Kumail Nanjiani’nin ta kendisi ve onun gerçek yaşamı perdeye yansıtılmış. Geleneklerine ve dinine bağlı Pakistan’dan ailesiyle birlikte Amerika’ya taşınan ve komedyenlik yapan Kumail’in Amerikalı bir kızla tanışması ve ardından gelişen sorunlar filmin hikayesini oluşturuyor.

SPOILER İÇERİR !

Sinema tarihinde Müslümanların Amerika yaşantısı ve sorunları birçok filmde işlense de The Big Sick filmi izleyiciyi etkilemeyi başarıyor. Bu da filmdeki çatışmaların; karakterlerin uyumu sayesinde işlenmesiyle gerçekleşmiş.  Kültürler arası, aile içi ve içsel çatışmalar temeli oluşturmuş.

Kumail, ailesinin yüzyıllardır aynı geleneklere bağlı kalmasına karşıdır fakat sessizliğini korumaktadır. Yine ailesinin görücü usulü eve getirttiği (Normal zamanlarda arkadaşının evinde kalıyor) gelin adaylarını bir kenarda biriktirmektedir. Boş zamanlarında taksicilik yapan Kumail bir gösterisinden sonra Emily adında bir kızla tanışır ve ikisi de birbirlerinden etkilenirler. Yaşadıklarının hepsini anlatıp film özeti yapmak istemiyorum tabi ama bazı önemli noktalara değinmem gerekiyor.

Kumail’in ailesi tutucu ama bir o kadar da renkli karakterlerden oluşuyor. Özellikle abisi Naveed ilgi çekici (ona uygun bir sıfat bulamadım) bir insan ve üstünde biraz daha durulması gerekirdi. Ailesiyle birlikte sadece masada yemek yerken sahneler varken, abisiyle dışarıda açıkça konuştuğu ve vakit geçirdiği sahneler de var. Filmin sonuna doğru baba karakteri de duygusal açıdan ön plana çıkıyor.

Kumail ve Emily uzun süre beraber olmalarına rağmen Emily görücü usulü evlilik kuralını ve Kumail de Emily’nin evlenip boşandığını sonradan öğreniyorlar ve asıl olaylar buradan sonra başlıyor. Evet tam bir klasik anlatı sineması. Başkarakterlerimiz ayrıldıktan sonra Emily rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığında Kumail ve Emily’nin ailesi karşı karşıya geliyor. Ortada medikal komada olan bir kız varken anne ve baba karakterlerinin de arasındaki sorunu net şekilde görebiliyoruz. Bence onların çatışmasından da ayrı bir film çıkarılabilir. Kızın ailesi ve Kumail’in arasındaki diyaloglar hatta bakışmalar bile farklı çözümlemeler sağlıyor.

Emily’nin ailesinin Kumail’in gösterisini izlemeye gittikleri sahnede, gösteri sırasında izleyicilerden birinin Kumail’e Müslüman karşıtı tarzı söylemde bulunmasından sonra Emily’nin ailesinin o sırada çıkardığı tartışma durağanlığı yıkıyor.

Bu yaşananları, geleneklere bağlı kalmadığını ve dine inanmadığını Kumail’in ailesi öğrendiğinde ise onlardan anlayış beklerken; Kumail’i aileden reddediyorlar ve yine o sahnede Amerika’ya geliş sebeplerini ve çektiği zorlukların Kumail yüzünden olduğunu öğreniyoruz.

Filmde net bir özdeşleşme sağlayamıyor ya da sürekli yer değiştiriyor olabilirsiniz çünkü tüm karakterler kendine göre haklı ve hepsiyle bir empati kurma isteği oluşuyor.

Aslında kısacası; klasik bir konu çatışmalarla desteklenmiş, karakterler yüzeysellikten uzak tutulmuş, komedi ve dram ile harmanlanan bir otobiyografi olmuş. Kumail’in yaşadıkları eminim ki gerçekte daha sert ve acı olmuştur ama bir komedyenin hayatını sıkıcı bir dramla anlatmamayı tercih etmiş başarılı yönetmen Michael Showalter.  Filmle ilgili birkaç yorum okudum ve çoğu “Müslümanlığı küçük gösteren bir Amerikan filmi” tarzında yazılmış. Şahsen öyle olduğunu düşünmüyorum o gözle de izlemedim zaten. Oscar adaylığını sonuna kadar hak eden bir film olmuş.

Buyrun bu da fragmanı:

- Yorumlar -