Logan filmini izledik, oldukça da etkilendik. İncelemesini de yazdık ancak uyarmamız gerekiyor ki filmi izlemediyseniz bu yazıyı okumamanız lazım.

Burada SPOILER uyarımızı yapıyoruz ve sizi yazıyla başbaşa bırakıyoruz.

Yazıya nasıl, nereden başlasam bilemiyorum. Film beni çok fena etkiledi. Her zaman, her evrende kendimle bağdaştırdığım bir karakter olmuştur. Wolverine benim için öyleydi, Film evreninden bile önce ki 1998’de 5 yaşındayken bahsediyorum. Çizgi Roman olsun çizgi film olsun hep bir Wolverine sevdası vardı içimde. Logan ne yaparsa benim için haklıydı. “O”, o evrendeki bendim. Film evreninde de böyle bir bağlanma vardı. Hele Hugh Jackman ile özdeşleşince karakter, daha da sahip çıktım. Resmen her filmde yaşıyordum onu. Ne zaman ne yapacağını kestirebiliyordum. İşte böyle bir karakterdi benim için Wolverine yani Logan yani James Howlett yani bilinen en meşhur Kanadalı.

Film acayip başlıyor. R-rated olduğunu daha ilk sahnesinden yaşatıyor. Hugh Jackman gitmeden ağız tadıyla ilk “rage”ini filmin başında atıyor. Zaten orada; “İşte bu film olmuş, oh be!” diyorsunuz. Başta dedim ya Logan ile kendimi özdeşleştirdim. Logan yaşlanmış, filmin başında ben de yaşlandım. Bütün filmi yaşlı, hayattan bezmiş, ölmeyi beklercesine izledim. Hep bir umut aradım Logan yaşasın diye, yaşasın ki ben de yaşayayım, ben de hayata tutunayım. Böyle maceralarla geçti film. Xavier’i görüp, ona olan ilgisini görünce bir umut oldu, hala Logan’ı hayatta tutacak bir şeyler vardı. Beni de vardı, zaten ilk başlarda o umut beni hayatta ve filmde tuttu.

Sonra X-23 ile beraber film bambaşka yerlere geldi. Büyüdü, olgunlaştı. Burada X-23’ü oynayan Dafne Keen’e de teşekkür ediyorum. Harika bir oyunculuk göstermiş. Henüz 12 yaşında olmasına rağmen, olgunluğu her sahnede kendini belli etti. Wolverine’in kızı olduğunu, onun kanını taşıdığını belli ettiği ilk sahnede tüyler diken diken oldu. Logan onu öyle görünce nasıl şok olduysa, ben de öyle şok oldum. Filmin sonrasında, Laura’yı kendi kızım gibi bağrıma bastım. Ne güzel çocuktu o! Zaten Wolverine’e de daha aşağı bir kız yakışmazdı. O vahşi havası, içinde kopan fırtınaları gözlerinden, suskun bakışlarından anlıyorduk. O da “babası” gibi çok acı çekmişti, hemde daha bu yaşında. O da hayata tutunmak için bir yol arıyordu. Xavier’in Logan’a dediği gibi; “O da tıpkı senin gibi…” Armut dibine düşer demek bu olsa gerek.

Neyse filmi asıl güzel kılan şey bence Logan’ın yaşlı olmasıydı. Merak edenler için Logan’ın neden öyle olduğunu açıklayayım. James “Logan” Howlett; 1800’lü yılların sonunda dünyaya gelmiş bir adam. Yani 2029 yılında baya bir yaşlı. Weapon X testleri sırasında iskeletini kaplayan adamantium, normal insanlar için zehirli, fakat Logan’ın “Healing Factor”ü bunu hızlıca kapatabildiği için, Logan bunu kaldırabiliyor. Artık çok yaşlanıp, iyileşme hızı çok yavaşlayınca her normal canlının yaşayacağı gibi adamantiyum zehirlenmesi yaşıyor. Çok fazla zamanı olmadığının o da farkında. Bütün film bu ölüm hissiyatını bizlere veriyor zaten.

Zamanında bütün “şeytani” bilim adamları Logan’ın peşine düşmüştü, Laura için de durum farklı değil. Lakin Logan bu yolda çoğu zaman yalnızken, Laura’nın yanında yaşlı da olsa Logan gibi bir duvar var. Filmin sonlarına doğru ormanda girdiği son rage ile yaptıkları, bana “9. Senfoni” hissi verdi, son bir dans gibiydi. Son kez gerçek
Wolverine’i gördüm. Gözümün önünde canlandı koskoca mazi. Sadece film evreni değil, Çizgi Romanlar, Çizgi Filmler de… Filmin sonunda ağlamadım diyemeyeceğim, kendim ile bu kadar bağdaştırdığım böylesine bir adamın bu şekilde can vermesini görmek, parçaladı beni. Hele Laura’nın yanına gelip, “babacığım” demesi… İçim buruldu. Sanki ben evlat acısı çekiyordum. Yine de inanmak istemedim öldüğüne, bekledim o son sahnedeki taşlardan birisi oynasın, bir umut gelsin diye, çok bekledim. Belki 5 saniyeydi o kare ama bana bir ömür gibi geldi. Oynamadı o taşlar, belki de gerçekten öldü Wolverine, ama hala ölemez diyorum. Hala kabullenemiyorum bu gerçeği, çok başkaydı bendeki yeri.

Kendimi bağdaştırabildiğim nadir hayali karakterlerden birisiydi. Bir diğeri olan Max Payne’in 3. oyununda da buna benzer bir tarz vardı. Max yaşlanmıştı, ama onun o son dansında yanındaydım. Logan’ı da yalnız bırakamadım. Logan’la beraber belki de içimdeki bir parça öldü. Tabi tüm bunlar size abartı geliyor olabilir, netice de bu para kazanılmak için yapılan bir film diğeri de aynı ticari amaçla yapılmış bir oyun. Lakin insanoğlu doğası gereği kendini bir şeye kaptırınca, dünya ondan ibaret olabiliyor. En azından kısa bir süre için. Logan ve Max için bu kısa süre bende yaklaşık 16 seneyi devirdi. Hala da devam ediyor…

Bu yazıyı okuduysanız, zaten filmi izlemişsinizdir, çünkü baya bir spoiler içeriyor. Film, Fox’un X-Men ile ilgili yaptığı en başarılı işti bana göre, hatta kritiklere göre de öyle. X-Men 2’yi yaklaşık 30 kere izlemiş birisi olarak bu filmde piyasaya çıkınca en az bir 30 kere izlemek farz oldu.

İyi ki varsın Logan…

- Yorumlar -