Hobbit: Beş Ordunun Savaşı gösterime girmek üzere yolda. Tolkien severleri ise hayal kırıklığı bekliyor. 2 saat 24 dakika süren filmin kitaptan kopukluğu üzüyor, ancak bazı anlar var ki şaşırıp, sırf sizi şaşırtabildiği için filmi sevebiliyorsunuz. Gene de Peter Jackson’ın Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki müthiş başarısı, Hobbit üçlemesiyle adeta sönüyor. Eğer geçmişte Yüzüklerin Efendisi olmasaydı daha az beklentiyle ve daha güzel sözlerle eleştirebilirdik bu filmi.

Ön gösterimde izlediğim Hobbit: Beş Ordunun Savaşı, Smaug ile başlıyor ve neredeyse bitiyor. En azından severek izlediğim sahnelerin son bulması 10-15 dakika sürdü. Elbette film haline getirilen çoğu kitap gibi Hobbit’in de başına kötü şeyler geleceğini hissetmiştik. Kısa bir kitaptan üç filmlik bir seri çıkarılacağını duyduğumuzda korkmuştuk çoğumuz. Yazının geri kalanında duymak istemeyeceğiniz şeyler olabilir, ama olumlu eleştirilerimi de eklemeyi unutmadım.

the_hobbit_the_battle_of_the_five_armies-wide

Thorin ve diğer cücelerin yansıtılışı başarılıydı mesela. Her ne kadar Thorin’in altın sevgisi Gollum’un yüzük aşkını hatırlatsa da Thorin’in gözlerinde deliliği ve değişimi gördüm. Beş ordunun beşi de muazzamdı, tabiiki muazzam demişken en kusursuzun elf ordusu olduğunu söylemeden geçmemem gerek. İşin içinde beş ordu ve belirli birkaç kahraman olunca her aksilikte 3.bir şahsın gelip kurtarıcı rolü üstlenmesi ise filmin can sıkan detaylarından. Hatta o kadar çok görüldü ki bu durum, detay olmaktan çıktı ve film tamamen bu kahramanlıklarla geçti.

Gelelim dünden bugüne gelişen teknolojiye. Görsel efeklerin çokluğu göz yoruyor; film sırasında 2 sahnede animasyon izlemekte olduğumu düşündüm. Bunlardan biri, sıkı durun; Galadriel, Elrond ve Saruman’ı içeren bir sahneydi! Kitaptan uzaklaşılması konusundaki tesellilerimden biri bu özlediğimiz ve sevdiğimiz karakterleri görme şansı vermeleri. Örneğin; Hobbit üçlemesinde Legolas’ı gördüğümüz için çoğumuz, özellikle kızlar, mutluyuz değil mi? Ancak bir sahnede “İnsan gözlerim Legolas’ı görmez olaydı.”demek durumunda kaldım; anladık, elfsin, zekisin(!) , çeviksin, ancak düşmekte olan tuğlaların üzerine basa basa gidişin neydi güzelim ya?

hobbit

 

Son olarak, başlarda Tauriel karakterine hiçbir sempati duyamamış olsam da, bu filmin ikinci yarısında sevilesi bir karakter olarak karşımdaydı. Thranduil severlerin dikkatine; film bittiğinde Thranduil’e iyice bağlanmış olabilirsiniz çünkü kibirli kralımızın bile bir kalbi varmış, bunu tek cümleyle anlattırdığı için Peter Jackson’a teşekkürler. Yıllardır sevdiğim Hobbit kitabını mahvettiğini düşünsem de kitapta çok bahsi geçmeyen Mirkwood kralını perdeye ön planda getirip, başarıyla yansıttı. Ülke olarak çok fazla attan düşme sahnesi izledik, ancak böyle bir geyikten düşme görülmemiştir, iyi anlamda. Thranduil kılıcını çektiğinde nefesinizi tutun! Bilbo Baggins Shire’a doğru yola çıktığında ise şirin bir gülümsemeyle yerinizden kalkmaya hazırlanın; sevgili Hobbit’imizin yolculuğu 3.film ile sona erdi! Madem Tolkien eserleri uzatıla uzatıla filmleştirilmeye başlandı, Silmarillion’u da bekleriz. Okurken hayal ettiğimiz gibi olmasa da Orta Dünya sakinlerini beyaz perdede görmeyi seviyoruz ki izliyoruz.

 

- Yorumlar -