Uzun yıllardır var olan ve son yıllarda çok fazla söz edilen “bağımsız sinema” kavramı tam olarak nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır? Nasıl bir süreç içinde devam edecektir? Gerçekten de adı gibi bağımsız mıdır?

Bağımsız sinema kavramı (ister alternatif sinema, ister aykırı sinema, ister başka sinema deyin) farklı kişilerce farklı tanımlanmak ve yorumlanmakla kalmayıp uygulanan ve uygulanmaya devam edecek bir zanaat ve sanat oluşumudur. Aslında her sanat bağımsızdır. Fakat sanat dallarından yedincisi olan sinema, sektörleşmeye hızla devam ediyor. Bu durumda mecburen (Amerika’nın parmağı var) gerçek sanatı icra etmek isteyen, evrensel sinema dili yaratıp ve kullanıp -ve tabi bunu sıradanlaştırıp- başkaldırı ile yeni ve farklı şeylere değinip film üretmek isteyen yönetmenler, senaristler ve dolaylı yoldan topluluklar oluşmaya başladı ki bağımsız sinema kavramsalı doğdu.

Bağımsız Sinema Nedir veya Ne Olmalıdır?

Yerli ve yabancı kaynaklara baktığımda bağımsız sinemanın ortak tanımı şu: “Bağımsız sinema yönetmen, senarist veya oyuncuların; yapımcı şirket veya herhangi bir dış etkenin yaptırımlarına maruz kalmadığı, sinema endüstrisi çarkının dışında kalabilmeyi başarmış, içerik ve bütçe açısından bağımsız olan filmleri genelleyen bir kavramdır. Bu filmler özveri gerektiren, alışılmışın dışında ve genelde büyük gişe yapması beklenmeyen yapımlardır.”

Bu tanıma göre kendi filmini çeken veya çektirebilen herkes bağımsız sinemacı. Peki hepsi emeğinin karşılığını alıyor mu? Öncelikle sinema nedir onu bilmek lazım. Teknik tanımdan bahsetmiyorum tabiki. Bir fakülte hocamın dediği gibi sinema üçe ayrılır: Eğlence, ve sanat.  Sinema ailece ya da arkadaşlarla, belki sevgiliyle veya tek başına izlenecek, kafa dağıtacak, hayatı toz pembe görmenizi sağlayacak kadar eğlencelidir. Bu doğru çünkü çoğu insan eğlenmek için sinemaya gidiyor ya da torrent ile evinde bedava izliyor. Onlara diyecek hiçbir sözüm yok çünkü ben de internetten izliyorum filmleri. Bunun nedenleri de bariz ortada. Sinemalar ortalamaya göre fazla pahalı ve her filmin gösterimine yer verilmiyor. Zaten yıllar önce çekilmiş filmi de Cinemaximum’dan izleyecek değiliz. İkinci olarak da sinema bir iş kolu. Binlerce insan kamera önü arkası olsun, yapım öncesi ve sonrasına kadar birçok emek harcıyor. Sinemaya kendini adamamış biri bile olsa bunun ekmeğini yiyen çok var. İşte en sevdiğim üçüncüsü: Sanat… Sinema diğer sanatlar gibi – hatta daha fazla- birey ve toplumları etkileyebilir, değiştirebilir, fikir sunabilir, bir şeyler anlatabilir, gösterebilir ve de konuşabilir.

Ama önemli olan bu üçünün de birlikte olması. Sonuçta bir sanat eseri emeğinin karşılığını almalı ve de keyif (her türlü duygu) vermelidir. Bu durumda bağımsız sinema aslında ayrı bir kavram değil sinemanın kendisi olmalıdır ve bunun için çabalamalıdır. Bağımsız sinema çatısı altında birçok topluluk, kulüp, dergi, vakıf, festival bulunmakta ve çabalamaktadır.

Türkiye’de Bağımsız Sinemanın Doğuşu ve Nedenleri

Türkiye’de sinema Yeşilçam’dan sonra kalp spazmları yaşamaya başladı. Yabancı şirketleri ülkeye girişi ve yerli yapımlardan daha çok izleyici toplaması, dönemin durumlarından dolayı teknolojik olarak geri kalınması, videonun ve korsan yapımların yaygınlaşması, üretim-dağıtım-işletme tekelinin başlaması gibi sorunlar sinemamızın önünü kesti. Onat Kutlar’ın söylediği gibi: “Az gelişmiş, iyi örgütlenmemiş, küçük bütçelerle çalışan, teknolojik alt yapıdan yoksun, estetik çabaların henüz başlangıçta olan, geçmişte belki birçok hataları bulunan ama bu hataların faturasını nasıl ödeyeceğini düşünen, alçak gönüllü, tutkulu ama çileli endüstrimizi sinema arenasında aslanların önüne attık. Ama hep gördüğümüz gibi, önümüzdeki yılın hemen hemen tüm haftaları (yabancı filmler tarafından) kapatılmaktadır. Salon bulamadığı için Türk film sayısı azalmaktadır. Kazanılan para ayakta durmaya bile yetmediği için kalite düşmekte, alt yapı ve benzeri yatırımlara hiçbir kaynak aktarılmamaktadır.”

Tabi bu bir yandan da sinemanın önemini arttırdı sayılır. Nuri Bilge, Zeki Demirkubuz gibi genç sinemacılar işe koyuldu ve Yeşilçam’dan sonra Türk sinemasının parlak ve üretken dönemi başladı.  [Bu kuşak sayesinde “sinema yapılabileceğine” inanan ‘genç sinemacılar’ da içinde bulunduğumuz dönemde bir bir sahneye çıktılar. Akla ilk gelenler: Mahmut Fazıl Coşkun’un “Uzak İhtimal”i, Pelin Esmer’in ilk kurmaca filmi “11’e 10 Kala”sı, bağımsız sinema anlayışından taviz vermeden 100 bin izleyiciyi geçen “Sonbahar”, “Türkiye’de çekilen nadir getto gençlik filmlerinden biri” “Kara Köpekler Havlarken”, her ne kadar klasik anlatıyı yıkamasa da farklı bir bakış açısı sunma amacı güden “Başka Semtin Çocukları”… ] alıntıdır  Rekabet oluştu ve yeniden  doğmaya ve gelişmeye başlayan Türk sineması batılıların ilgisini çekmeyi başardı. Hatta çoğu gurbetçi yönetmenlerimiz mesleğini yurt dışında icra etmeye başladı (gurur verici ama bir o kadar da acı). Birçok uluslararası yarışma ve festivallerde sinemacılarımız kendini gösterdi. Ülkemizde de “Başka Sinema”, “!f İstanbul”, dergiler, sinema salonları, internet siteleri ve daha kendini gösterememiş birçok bağımsız sinema topluluğu gibi oluşumlar faaliyetlerini sürdürüyorlar. Yurt dışı ve içinde “bağımsız sinema” adı altında yapılan ve ödül kazanmış filmleri ve ekiplerini halkla buluşturuyorlar.  Ama asıl sorun buluşamayanlar ve fırsat verilmeyenler. Günümüzde çok fazla yetenekli ve başarılı genç sinemacılar var fakat ödül alsalar dahi ülkemizde sinema salonlarında yer verilmiyor. Çünkü gişe başarısı sağlayacak ve para kazandıracak mal(!) değeri taşımıyorlar. Türkiye’deki üretim-dağıtım-işletme tekelinden (birkaç tanesi hariç) bahsetmiyorum bile. Bir yönetmen filmini seyirciyle buluşturamayıp emeğinin karşılığını alamayacaksa, sektörleşen sinema çok acımasız bir durumda demektir. Bu durumda bağımsız sinema, bağımsızlık değeri hatta sinema değeri taşıyor mu bir düşünmek gerek. 

Evet maalesef her konuda olduğu gibi sinema da paraya, güce, hırsa, kâra bağımlı halde. Fakat biz sinema bağımlısı gençler büyük bir istek ve umutla bunun da üstesinden gelebiliriz. Her şeyi başkasından beklemektense kurtarıcı biz olmalıyız ki özgür ve özgün sinema yapalım. Filmler ilk önce perdeye değil, insanın ruhuna yansıtılmalıdır.

 

 

- Yorumlar -