Nostaljinin dibini yaşamaya devam ediyoruz. Bölüm 1’deki yoğun ilginizden dolayı ayrıca teşekkür ederim. Bu yüzden hemen listemizin kalan kısmındaki oyunlarımıza bakalım:

16) BATTLE CHESS

Interplay firması 1988 yılında Amiga platformu için çıkardığı bu güzide satranç oyunu 90’lı yılların başında Windows 3.x işletim sistemine kadar birçok platformda oyuncularla buluşmuş ve hatta Steam’de bile Battle Chess: Game of Kings olarak yeniden geliştirilmiş versiyonu satılmaktadır.

Bilenen tipik satranç oyunu deyip geçmeyin. Evet, tam bir satranç oyunu. Kurallarıyla, satranç takımı ve dizilimiyle her şeyiyle bir satranç oyunu Battle Chess. Peki bu listede yad edilmesini sağlayacak özelliği ne diye merak ederseniz eğer satranç taşlarının (anladınız işte) birbiriyle olan aksiyonları (!) diyebilirim.

Mesela Kale hareket etmediğinde bildiğin bir kale suru gibi duruyor. Hareket ettirdiğinizde ayaklanan dev bir stone golem edasıyla canavar sesler çıkartıyor, yerine geldiğinde de eski sur görünümüne geri dönüyor. Hele hele Kale, Kraliçe’yi yediği zaman ki durum acayip komiktir. Sur olur Stone Golem, sonra alıyor Kraliçe’yi bacaklarından tutup, ağzına götürüp hoop mideye indiriyor. Bir de utanmadan geyiriyor Kraliçe’yi “yedikten” sonra. 😀

Sonra Bishop yani Filin Knight yani Atı yemesi olayı. Sanırsın herif Saruman Aragorn’a yıldırım çakıyor. Hele hele iki Atın birbiriyle olan dövüşleri…

Anlayacağınız sırf mavrası için oynardık. Babam da çok severdi bu oyunu oynamayı. Fiziksel olarak oynamaktan biraz daha zevkli ve eğlenceliydi. Evet şimdi Coşkun Sabah’tan gelsin; “Anılar…anılar!!!” (Allah cezamı… ööf neyse)

Bir satranç oyununu izlemektense bahsettiğim ölüm sahneleriyle baş başa bırakıyorum sizleri 😀

 17)FIRE AND ICE

Geliştirici firma Graftgold ile Renegade Software firmasının 1992 yılında yayınladığı o senenin Zool (listemiz var merak etmeyin) ile beraber çıkmış en iyi platform oyunlarından biriydi. Tabii 90’lı yılların ortalarına doğru zaten oyun dünyasında grafiklerin önemi artmaya başlamış ve parlak, göz alıcı grafikli oyunların popülaritesi tavan yapmıştı.

Oyunun aslında çok basit bir konusu var; hatta konusu yok bile. Aman olmasına gerek yokmuş hakikaten. Müzikleriyle, oynanabilirliğiyle ve en önemlisi grafikleriyle bir baş yapıttır kendisi.

Platform oyunu deyip geçmeyin! Cool Coyote ile maceranın tadını çıkarın. Hoş dediğim gibi müzikleri ve grafikleri oyuncuyu o kadar derinlemesine içine çekiyor ki oynayanın yaşı kaç olursa olsun, oynayanı çocukluğuna geri götürebilecek cinsten bir oyundur Fire and Ice.

Ülkemizde Amiga Mania dergisi çıkmazdı ama onun muadili vardı. Derginin adını hatırlamıyorum fakat Türkçe olarak okuduğumu çok net hatırlıyorum. Hatta derginin bir sayısını kuzenimden ödünç almıştım da deli gibi okumuştum. Her satırını hatta reklam sayfalarını bile. Ha bunu neden söyledim? Amiga Mania bile (ki eli puan konusunda biraz kıt bir dergiymiş. Öyle her şeyi her zaman beğenmezlermiş, burunları havada elitist pis… bak sinirlendim gördünüz mü?) %92 puan vererek oyunu ödüllendirmişti.

Haklı olduklarını göstermek için buyursunlar:

18)MIDNIGHT RESISTANCE

Data East firmasının 1989 yılında Arcade (atari salonlarındaki jeton atıp oynadığımız makinalar) platformunda çıkardığı Run & Gun türünün muhteşem örneklerinden biri. Yanlış hatırlamıyorsam 1990 yılında da Ocean software oyunu Amiga platformuna taşıdı. Eh böyle olunca biraderle başladık deli gibi oynamaya.

INSERT COIN!

Data East zaten maşallah bir dönemin en güzel platform ve run & gun türlerinden oyunlar çıkarmıştır. Mesela ilk listedeki Bad Dudes vs DragonNinja!

Yahu oyunu düşündükçe hala pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Annemin babama bağırışı geliyor aklıma: “Ya bu çocuk sürekli Converse ayakkabı istiyor ya, bişey söyle şu oğluna!!” hahahah 😀

PRESS FIRE TO CONTINUE!

Oyunun konusu bence gayet banal. Yok, efendim terörist bir grup varmış da, oyuncuların ailelerini kaçırmışlar da, efendim biz de post-apokaliptik gelecekte o İNANILMAZ silahları bulup, kuşanıp başlıyoruz hoplayıp, zıplamaya, ailelerimiz kurtarma uğruna. Düşman diye karşımıza çıkanlar genellikle robot askerlerden oluşuyor. Arada sırada işte böyle devasa robotlar, efenim 4 tekerli devasa tanklar falan… İşte bu robotları öldürdüğünüzde kırmızı çivimsi şeyler dökülüyordu, ne kadar toplarsan okadar güçlü silahlar, bombalar, cephane alabiliyorduk.

Fakat…

Arkadaş oyunda bir silahlar var. Off yani. Lav Machine diye geyiğini yapardık biraderle oynarken. O tabii o zamanlar küçük (yok ya baya küçük 5 yaşında mı ne?) akılda kalıcı terimler türetiyordum onun için. “Olm sen lav machine al, ben roketlerledalacam, arkamı koru!” sonra ondan cevap “abi bana bikaç kırmızı çivi bırak bomba alacam”. Bu muhabbet dönerken oyunu oynamanın verdiği heyecandan olsa gerek, “ya olm başlatma bombalarından roketlerim bitti bölüm şefini geçemeyecez sonra!” Küçük kardeş olmanın verdiği avantajı kullanarak, “Ya hep beni azarlıyosun anneme söylerim bak!” Daha fazla tehditlerle uğraşmak istemeyen ben, “Tamam ya tamam ööff be! Sen arkamı kolla hadi”

Küçük erkek kardeşlerin birazcık kaderidir bu, 2P olmak. I LOVE YOU BRO! (sevgi gözyaşları :’) )

Eleştirmenler tarafından %90 ve üzeri puanlarla dolu bu oyunu beğeninize, şuraya bırakıyorum:

 19) OH NO! MORE LEMMINGS

oh_no_-_more_lemmings_01

 

DMA Design firmasının geliştirdiği ve Psygnosis firmasının yayınladığı Lemmings oyunun expansion pack olarak düşünebileceğiniz, dünyanın en eğlenceli ama bir o kadar da saç baş yolduran Puzzle türünün EN MANYAK oyunudur.

Şimdi sevgili okuyucular, yazılarımı takip ediyorsanız eğer benim bir küçük erkek kardeşimin olduğunu anlamışsınızdır (oof olm keretayı özledim be…Yine yine sevgi gözyaşları). Doğal olarak da (biz küçükken, ufacıkken, bir susamış, bir acıkmışken) Amiga oynamak en sevdiğimiz yaz aktivitelerinden biriydi. Eh haliyle her yeni oyun aldığımda (Kadıköy Yazıcıoğlu pasajı! Steam denen hadisenin fiziksel olarak bina versiyonuydu o zamanlar. XCOPY diye bir olay vardı o zamanlar gençler yaa… Ulen az para harcamadık size be. Helal olsun!) dibine kadar oynardık.

Yine doğal olarak oyun oynarken birbirimize bağırıp çağırırdık. Kavga ediyormuşuz gibi gelebiliyordu annemize uzaktan. Halbuki biz orada ne stratejiler kuruyorduk, ne planlar yapıyorduk. Şimdiki çocuklar ve yakın gelecekte dünyaya gelecek olan çocuklar şanslı çünkü çoğu anne ve baba zamanında Gamer’dı ya da ucundan kıyısından oyun oynamışlığı vardır.

Neyse uzatmayayım, dediğim gibi yeni bir oyun aldığımızda o oyunu deli gibi oynardık, hırs yapardık bitireceğiz diye. Oh no! More Lemmings oynarken bir keresinde (nasıl becerdiysem artık) farenin düğmesi kırmıştım. Yenisi alabilmek için kuzenden yardım istemiştim de annemiz duruma kıllanmıştı. O kadar oynayıp da neden şimdi başka oyunlara yöneliyor diye düşünüp bize sormuştu. Bizde sıkıldık deyip, geçiştirmiştik ama sanırım yutmamıştı bu yalanımızı.

100 yeni bölümden oluşan ve bitirdiğiniz her yeni bölüm bir öncekine göre zorluğu arttığı için saç baş yolduran bir oyundu kendileri. Bu sevimli varlıkcıkları bir yerden bir yere götürmek havuz problemi çözmekten daha zordu bazen (Yok Artık!)

20)PANG!

Capcom firmasının 1989 yılında çıkarmış olduğu belki de gelmiş geçmiş en eğlenceli oyunlarından biridir. Buster Bros olarak da bilinen bu oyun, ülkemiz oyuncuları tarafından PANG! olarak bilinir.

İki kişiyle oynamanın zevkini çok güzel bir şekilde deneyimlebildiğiniz oyunun amacı, dünyanın dört bir yanında çıkan uzaylı (!) balonların yok edilmesi üzerinedir. Bizim biraderler atlarlar pırpır uçaklarına, başlarlar dünyayı gezip, farklı renklerde ve boyutlardaki balonları patlatmaya. PANG lafı da aslında buradan gelir. Hani balon patlatıyoruz ya ondan.

Arcade ve Amiga başta olmak üzere, DOSbox da bile oyanabildiğimiz bu oyun 90’lı yılların fenomenlerinden birisiydi. AMIGA 500 platformuna sahip olup da bu oyunu hiç oynamamış oyuncu pek azdır. Yani öyle tahmin ediyorum.

Oyun 50 bölümden oluşmakta ve 17 farklı mekanda geçmektedir. İlk önce Japonya’daki Fuji Dağı’nda başlar sonra sırasıyla; Çin’deki Guilin Dağı, Tayland’daki Zümrüt Budha Tapınağı, Kamboçya’daki Angkor Wat tapınağı, Avusturalya’daki Uluru (Avers Rock olarak da bilinir) kumtaşı formasyonu, Hindistan’daki Taj Mahal, Rusya’daki Saint Petersburg Meydanı, Paris, Londra, Barcelona, Atina, Mısır, Kenya, New York, Maya harabeleri, Antarktika ve son olarak Şili’deki Paskalya Adalarında oyun son bulmaktadır.

Antarktika ve Rusya bölümleri baya zordu çünkü oyuncular sürekli kaygan buz zeminin üzerinde karakterleri kaydıkları için sabır ve zamanlama çok önemliydi.

Birçok farklı silahın ve özelliğin kullanıldığı oyunda oyuncuların hem sabrını hem de reflekslerini test eden şahane bir oyundur PANG!

Zamanının birçok oyun ve Amiga dergilerinden övgülerle bahsedilmiş halen daha nostalji tutkunlarının vazgeçilmesidir.

Biraderimle oynar bitir, sonra tekrar oynardık. Ama oynaması çok zevkliydi be, napalım?

21) SHADOW DANCER

shadow_dancer_01

1989 yılında SEGA firması tarafından hem geliştirilip hem de yayınlamış olan side-scrolling aksiyon oyunudur. Zamanında hem arcade için hem de Amiga platformu için piyasaya aynı anda sürülmüştür. Aslında orijinal Shinobi serisinin devamı olan oyun, zamanının (ilk listede de üzerinde durmuştum) Ninja Mania fenomenin doruklarındayken çıkmış ve Shinobi hayranlarını mest etmiştir.

Zaten arkadaş bu Shinobi oyun serisi resmen ayrı bir makale, hatta yazabilmem için ayrı bir araştırma konusudur. Shinobi serilerini sadece Amiga platformlarında değil, SEGA Genesis, SEGA Master System, SEGA Game Gear, hatta PlayStation 3 platformların da bile oynadım. Çok derin bir mitolojiye sahiptir. Ninja Gaiden serisi ile olan paralelliğine hiç girmiyorum.

O yüzden The Pack Yönetim Kuruluna buradan sesleniyorum. Yazayım mı agalar bir Shinobi serisi?? (Yaz!)

Herneyse…

Shadow Dancer oyundaki en güzel özellik yönettiğimiz beyaz ninja savaşçımızın yanında kar beyazı bir kurt köpeğinin bize eşlik etmesiydi. Hatta bazı anlarda çok işe yarıyordu kerata. Atıl kurt diye bağırıp oynayabildiğimiz bir oyundu Shadow Dancer.

Hangi gölgelerle kimlerle nasıl dans ediyorsun birader? Shadow Dancer da neymiş? Şöyle ki; Shinobi serisinin ilk oyunun 20 sene sonrasında geçiyor. Asian Down denen pislik terrorist grubu dünyayı ele geçirme planlarının arasında Miami Hava Limanından başlayarak dört farklı lokasyona ciddi boyutlarda hasarlar verebilecek bombalar yerleştiriyorlar. Büyük Ninja Ustası Joe Musashi (American Ninja?) nin oğlu Hayate Musashi karakterini yönettiğimiz oyunda, Hayate hem terrorist grubunun planlarını durdurmak hem de arkadaşı Kato’nun intikamını almak için yola çıkar. Shadow Dancing diye bir hadise var o da ninja büyüsü yapabilene deniyordu sanırım. Özellikle bölüm şeflerinde kullandığımız büyülerden, hani tüm ekranı kaplayıp, her düşmanı yok eden veya bölüm şeflerinin enerjilerinden baya götüren tarzda “paranormal, mistik” büyülerden bahsediyorum.

Oyunun bence en kötü tarafıysa böyle bir aksiyon oyunu için “kısa” olmasaydı. Bitirmek için çok fazla zaman harcamanıza gerek yoktu. O yüzden bazen Super Nintendo’su olan arkadaşa gidip, Teenage Mutant Ninja Turtles IV: Turtles in Time oyunun bitirip eve geri geliyorduk. (Nintendo konulu bir şey yazsam mı acaba? Hhmmm…)

 22) SW IV

swiv_01

Random Access firması tarafından geliştirilen ve Storm (The Sales Curve) tarafında da yayınlanan 1991 yılı çıkışlı vertical scrolling shoot ’em up oyunudur. Direkt 1989 yılında çıkmış olan Silkworm oyununun (wiki link) devamı olmasa da, Silkworm’un manevi devamı sayılmış ve kabul görmüştür.

SW IV’de iki kişilik oynanabilen, bir oyuncu helikopter, diğer oyuncunun da zırhlı bir cipi yönetebildiği için 89’lu Silkworm ile benzerlikleri vardır. Ne var ki, SW IV’nın en ayırt edici özelliği yandan görünüş yerine tepeden kuş bakışı görünüş ile oyunun oynanmasıdır.

Kişisel görüşüm, 89’lu Silkworm oyunundan kat be kat daha güzel ve sürükleyici olduğudur. Longplay videosunu izlediğiniz de göreceksiniz; hem görkemli grafikleri hem de oyuncuyu zorlamasıyla tam bir görsel şölen, tam bir sanat eseridir SW IV.

SW IV ismini bizler hep Silkworm 4 olarak algıladık fakat enteresandır Amiga versiyonundaki manuelin içinde açılımının “Special Weapons Intercept Vehicles” olduğu belirtilmiştir. Biz hala Silkworm 4 der, geçeriz sonuçta oyunu oynamış olanlar için aynı kapıya çıkıyor.

23) SUPERFROG

superfrog_01

Team 17 (WORMS!) geliştirdiği ve yayınladığı 1993 yılı çıkışlı platform oyunudur. Oyunun en önemli özelliklerden biri de grafikleri ve sürükleyici olmasıydı. Bir platform oyun için bitirmesi biraz uzun sürüyordu bu yüzden bayıla bayıla oynardık.

Amiga dışında PC’lerde de oynayabildiğimiz oyun en son 2013 senesinde PlayStation Network için tekrar güncellenip piyasa sürüleceği hakkında haberler almıştık.

Türünün belki de en iyi örneklerinden olan oyunun çizgi film tadındaki grafikleri, kolay oynanabilirliği ve harika müzikleriyle (besteci Allister Brimble) keyifli dakikalar geçirmeniz garantiydi.

Hikayesi de komik aslında; Kurbağa Prens masalından esinlenilmiş ve genç bir prens zalim ve kıskanç bir cadı tarafından kurbağaya çevriliyor ve sevgilisini de kaçırıyor. Bu duruma üzülen kurbağa prens, nehir kenarında bunalımdayken (eh haliyle tabii) Lucozade içeceği buluyor. İçince de süper güçleri oluyor. Hikayesi çocukça olsa da oyunun kalan diğer özellikle göz kamaştırıcı olduğundan çok da takılmıyoruz hikayesine.

24) THE BLUES BROTHERS

1980 yılındaki The Blues Brothers filmi ve orkestranın kendisinden etkilenerek yapılmış aynı anda iki oyuncunun da oynayabildiği platform oyunudur. 1991 yılında Titus Software firması tarafından geliştirilip, yayınlanan oyun Amiga severlerin sıkça oynadıkları oyunlardan biriydi. Ayrıca oyunu sonra Nintendo platformlarını da taşıdılar.

The Blues Brothers’ın bende trajikomik bir yeri vardır. Ama o bu makalenin kapsamı dışında olduğundan pek de bahsetmeyeceğim ama zamanının sevilen oyunlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

25) THE GREAT GIANA SISTERS

Bildiğiniz Super Mario Bros çakması olan bu şirin oyun, 1987 yılında Time Warp Productions tarafından geliştirilmiş ve Rainbow Arts tarafından yayınlanıp oyun severlerin karşısına çıkmıştır. Alman yapımı olan bu oyun, Super Mario Bros oyun serisine “olağanüstü” benzerliğinden ötürü Nintendo ile birçok kez çarpışmış olmasıyla beraber sıkı bir hayran kitlesini de peşinden sürükleyebilmiştir.

Öyle ki, oyun eleştirmenler tarafından neredeyse tam puan almıştır. Bence grafikleri öyle aman aman etkileyici değildi fakat özellikle akranım olan kız oyuncular arasında baya popülerdi bu oyun. Farklı emülatörlerde hala deli gibi oynanıldığını da söylemeden geçemeyeceğim.

Oyunun grafiklerine takılmaksınız, her ne kadar bariz Mario Bros çakmasına benzese de taş gibi bir platform oyunu olduğunu pekala söyleyebiliriz.

Hikayesi de kısaca şöyle; Gianna korkunç kabuslar görmektedir. Bir gece kabuslarının içinde kaybolur ve kendisini başka bir alemde, diyarda bulur. 32 bölümden oluşan bu dünyada kız kardeşi Maria’yı aramaktadır. Oyunun sonu bence çok saçma bitiyor o yüzden burada dillendirmek istemiyorum. Ama merak edenler için buyrunuz:

 26) TOKI

OFFFF! ANAAAAMM!!! OOOOFFFFF!!!

Akira Sakuma beyefendinin aklından çıkmış komik ve bir o kadar da göz alıcı platform oyunudur. 1989 yılında arcade, 1991’de de Amiga platformlarında çıkmış oyun, 2009 yılında da iPhone versiyonu çıkmıştır. Ki bence iPhone versiyonu çok daha güzeldir.

Hikayesi kısaca prens Toki’nin hanımı gaddar bir şaman tarafından kaçırılır ve Toki’yi maymun adama çevirir. Sevgilisini kurtarmak için vahşi bir maceraya atılır.

Gerisini de anlatmıyorum. Aşağıdaki videoyu izleyin bence. Tembellik olarak düşünmeyin. Nostaljinin dibini yaşadım, yazarken de videoyu baştan sona izledim. Karışık duygular içindeyim 😀

Böyle muhteşem oyunun 30 dakika gibi bir sürede bitirebiliyor olmak gerçekten üzücüydü.

27) TURBO OUTRUN

turbo_out_run_01

 

Tamam, tamam, tamam… Bir Lotus Ultimate Challange değil. Grafikleri de Lotus serisi ile karşılaştırılamaz ona da tamam. Ama Turbo Outrun oyunun araba yarışı arasında özellike serinin bu oyunun farklı bir yeri vardır.

Bir kere bu oyun tamamlanabiliyor. New York City’den başlayıp Los Angeles’a geldiğiniz zaman oyun tamamlanmış oluyor. Evet evet bir araba yarışı oyununu bitirebiliyorsunuz.

Sega tarafından 1989 yılında geliştirilmiş ve yayınlanmış olan Turbo Outrun, Outrun serisindeki diğer oyunlara göre iki önemli farklı özelliği bulunuyordu.

İlki, adı üstünde Turbo özelliği vardı arabamızın ve turbo özelliğini de her daim kullanamıyordunuz. Eh hararet yapınca soğumasını beklemeniz gerekiyordu. (Arabada kırmızı şimşek Ferrari F40!)

F40 resmi. Allah aşkına şu güzelliğe bi’ bakın ya!

F40ferarri20090509.jpg

Ferrari F40

İkinci özelliği de, arabayı kullanırken yanınızda sarışın bir hatun da eşlik ediyor. Sub-quest gibin bölümlerde yarışı kaybederseniz hatun gidiyor rakip yarışmacının arabasına biniyor! Kız arkadaşınızı geri kazanmak için başka bir sub-quest yarışı kazandığınızda sizin arabaya geri geliyor. Yani bildiğiniz hatun tam bir…

Sega Game Gear handheld platformunda da çok keyifli zamanlar geçirmiştik.

28) TURRICAN II

İŞTE!

Manfred Trenz denen Alman üstadımızın en başarılı oyunlarındandır. Oyun, 1991 senesinde Amiga platformu için Factor 5 firması tarafından geliştirilmiş ve Rainbow Arts firması tarafından piyasaya sürülmüştür. Amiga 500 oyuncularının istisnasız, en beğendikleri sci-fi run & gun oyunudur. Size şöyle söyleyeyim: Amiga 500 nostalji yazılarını arka planda oyunun soundtrack müziklerini dinleyerek yazdım. Sırf müzikleri elektronik tekno ritim beat tarzının en muhteşem örneklerindendir. Chris Hülsbeck abimize buradan saygı ve hürmetlerimizi iletelim. Bilim kurgu filmi gibi olduğu için oyun, müzikleri de beklenenin çok üstünde kalitedeydi. Turrican serisinin bence en güzel, en özene bözene hazırlanmış, tasarlanmış ve geliştirilmiş oyunudur Turrican 2.

Konusu oyuncuyu bin bir zorluğun bulunduğu tuhaf, enteresan, değişik dünyaların içine çekebilecek cinstendi. Valla oynarken Turrican savaş zırhını sanki oyuncu kendisi giymişte, galaksinin barışını tehdit eden düşmanlara, mutant canavarlara karşı tek başına savaşıyormuş hissini gayet sıkı bir şekilde verirdi.

Hikayesi şöyle:

Yıl 3025. Onlarca yıl boyunca United Planets Freedom Forces güçleri sayesinde Cobra 2 galaksisi barış içinde yaşamaktadır. United Planets gemisi olan Avalon 1 uzay gemisi, galaksinin en uç bölgesinde keşif görevini Albay Ardon C. Striker’ın önderliğinde tamamlamak üzereyken Avalon 1 gemisinin çok yakınında başka bir devasa uzay savaş gemisi belirir.

Gemide hemen kırmızı alarm verilir, panik ve gerilim içinde geminin mürettebatı gelecek çatışma için hazırlanır. Tüm savunma sistemleri devreye girer, ağır toplar ve lazer silahları pozisyon alır, anti-radyasyon kalkanları aktive edilir.

Fakat bilinmeyen bir teknoloji sayesinde yabancı savaş gemisi Avalon 1’in tüm savunma ve saldırı mekanizmalarını, silahlarını, sistemlerini devre dışı bırakır. Avalon 1 böyle bir tehdite karşı yeni doğmuş bir bebek kadar savunmasız kalır.

Büyük bir patlama ile yabancı savaş gemisinden mutantlar Avalon 1’in koridorlarını doldurur ve önüne gelen herkesi öldürürler. Avalon 1 gemisindeki her asker hayatta kalmak için canla başla savaşır. Askerlerden biri olan Bren McGuire gözünde yaşlara, kalbindeki hırsla mutantlara karşı kahramanca dövüşür fakat attığı son phaser bolt karşısındaki düşmanını öldürmesiyle beraber geminin içyapısında da hasar verdiği için tavan üzerine yıkılır.

Katliamın sonunda hazırlıksız yakalanan Avalon 1 gemisi sessizliğe gömülür. Ne var ki, Bren McGuire hayatını kaybetmemiş ama son nefesini verecek kadar güçlü değildir. Yenilmiş gibi yerde yatar. Bu sırada sessizliği yabancı savaş gemisinin lideri ve İmparator olarak bilinen The Machine Avalon 1 gemisine gelir. Yarı insan yarı robot olan korkunç varlık, katliamdan zevk almışçasına, “Harika, artık Avalon 1 gemisi ve mürettebatı yok edilmiştir,” deyip gemiyi mutant askerleriyle terk eder.

Biraz zaman geçtikten sonra gücünü toparlayan Bren McGuire, ekipman odasına giderek Turrican savaş piyade zırhlarının (ki bilinen galaksideki en son ve üstün teknoloji ürün savaş zırhı) yeni modellerinden birini üzerine giyer ve aklında tek bir düşünce vardır: İNTİKAM!

29) WOLFCHILD

-Abi ya.

-Efendim.

-Yeni Amiga 500 aldım.

-Oooh, hayırlı olsun!

-Eyvallah sağol!

-Eh çağır da oynayalım be.

-Oo tabii abi ayıpsın. Yalnız oyun tavsiyesi istiyorum senden.

-Tabii paşam ne demek? Nasıl bir şey var aklında?

-Ya abi, böyle hem bilim kurgu, hem gotik, aksiyonu bol, grafik, hikaye ve müzik bakımından etkili olsun…

-Oooh oohh olm ya hele bir dur, bi’ nefes al be!

-Yaa abi yok mu öyle oyun?

-Olm ben sadece rahatlaman için öyle dedim; yoksa resmen tek bir oyunu özetledin.

-Harbiden?

-Aynen

-Abi adı ne oyunun?

-*Eleman ulumaya başlar*

-Abicim manyadın mı, n’oluyosun ya?

-Kusura bakma kanka. Adı aklıma gelince kendimden geçtim.

-Yapma ya! Adı ne peki?

WOLFCHILD

Tarafımca yaşanmış bir diyalog olmasa da, olması çok muhtemel bir diyalogu yansıtmaya çalıştım sizlere. 1992 senesinde Core Design tarafından geliştirilen ve piyasaya sürülen bu oyun yukarıdaki muhabbetinin birebir fiziksel halidir. Simon Phipps tarafından tasarlanan oyun özellikle hikayesi ve grafikleriyle çarpıcı aksiyon platform oyunlarından biridir. Müzikleri Martin Iveson tarafından bestelenmiş ve harika ezgilere, melodilere ev sahipliği yapmaktadır oyun. Hani İngilizce “encapsulating” diye bir laf vardır. İşte müzikleri de oyun açısından inanılmaz bir ortam oluşturmaktadır.

Oyunun hikayesi; Bioteknoloji uzmanı ve araştırmacısı Karl Morrow kötü Chimera (aah be Fullmetal Alchemist… neyse konumuzla alakası yok… bir ara bahsetsem mi acaba??) Organizasyonu tarafından kaçırılır. Karl Morrow’un (Clay Morrow… Sons of Anarchy! Allahın cezası pis herif! Benim serbest çağrışımlarıma alışın artık napayım? 🙂 ) oğlu Saul Morrow babasının üzerinde çalıştığı ve geliştirdiği son deneyinin bir parçası olan dönüşüm teknolojisi kapsülünün içine girer. Ve kapsülün içinden bir kurtadam olarak çıkar ve al sana maceranın dibi…

Saul ilk bölümde insan olarak başlar ama yeterli miktarda güç topladığında kurtadama dönüşür. Arkadaş zaten o kurtadama dönüşme hadisesi insanı fena gaza getirir. Biraderimle bu oyunu oynarken bir bölüm ben bir bölüm sen şeklinde oynardık. Her bir can yitirildiğinde oyuncu değişimi yapardık. Her seferinde Saul kurtadama dönüştüğünde ikimizde aynı anda ulurduk kurtlar gibi. (Olmm çok fena ya, bak yine duygulandım. I LOVE YOU BRO! sevgi gözyaşları) 😛

Bu oyun o kadar popüler olmuştu ki, ilerleyen zamanlarda SNES (Super Nintendo Entertainment System), Sega Mega Drive/Genesis, Sega CD, Sega Master System ve Sega Game Gear platformlarına da taşınmıştı.

Sonra bana neden White Wolf firmasının Werewolf: The Apocalypse oyununu bu kadar çok seviyorsun diye soruyorlar? 10 yaşındaydım bu oyunu ilk oynamaya başladığımda, ayrıca kurtlara da bayılırım. Çok asil ve görkemli hayvanlar!

Ayıptır söylemesi, çok manyak (kural kitabındaki kurallara hiç bağlı kalmadan) ölümüne Werewolf oynatırım, kafayı yersiniz. Çok iddalıyım kusura bakmayın 🙂

Buyursunlar:

30) ZOOL

zool_01

 

ZOOL! Ninja of the Nth Dimension!

Arkadaş bir platform oyunu bu kadar renk cümbüşü olup da bu kadar mı güzel olur? 1992 yılında Gremlin Graphics (şirket baya baya kült oyunlara imza atmıştır) tarafından geliştirilmiş ve piyasa sürülmüş oyunun aynı zamanda DOS versiyonu olduğu gibi daha bir çok farklı platformda da bulunmaktadır. Nintendo Game Boy’da bile var oyun, düşünün yani.

Acayip cool ninjamız Zool, Nth boyutundan gremlin bir ninjadır. Psygnosis firmasının maskotu nasıl Agony’de baş kahraman ve firmanın maskotu, Ninja Zool’da Gremlin Graphics’in maskotu ve oyunumuzun baş karakteridir.

Gayet basit bir konusu var oyunun: Ninja Ustası olabilmek için maceraya atılan Zool, boyutlar arası seyahatinde kendisini Dünya’mızda bulur ve ustalaşmak için çıktığı yolculuğuna başlar.Yedi bölümden oluşan oyunda her bölüm sonunda bir bölüm canavarı bulunmaktadır.

Platform oyunlarının genelini düşünürsek, Zool’u sıra dışı yapan diğer bir özelliği de, oyunda mini-game tadında küçük bölümlerin olması hem de shoot em up türünden. Bazı gizli alanları da bulmak için Zool ya piano partisyonu çalmalıdır ya da görünmeyen ama kendini bir şekilde belli eden warp’lara dokunmalıdır.

Zool o kadar çok beğenildi ki, ertesi sene 1993 yılında Zool 2 adında devam oyununu oyunculara sundular. Zool 2’de Zooz adında bir hatun gremlin ninja ile köpeği Zoon eşlik ediyor. Çocukluk işte!! 😀

 

Shadow of the Beast serisi, Premiere, Jaguar XJ 220, Operation Wolf, Contra, Action Fighter, Last Ninja serisi, Street Fighter, Police Quest, Space Ace, Dragon’s Lair, Chuck Rock, Ugh! ve daha neler neler…

Yazmaktan ne kadar zevk aldıysam, umarım siz de okumaktan zevk almışsınızdır. Geçmişi anmak, nostaljik takılmak hoşunuza gittiyse başka nostaljik konularda yazılarımı gelecekte The Pack’te görebilirsiniz. Tabii ki de bu listede olmayan daha bir sürü kült seviyesine gelmiş birçok oyun var bahsedilmesi gereken. İleri de onlar için de bir şeyler yazabilirim belki.

- Yorumlar -