Şu günlerde Amerika Birleşik Devletleri‘nde ülkemizi oldukça ilgilendiren bir dava görülmekte. Finansal bir dava olarak başlayan ve USA v Atilla olarak anılan davanın en önemli “tanığı” yakından tanıdığımız Reza Zarrab.

Aynı zamanda Ebru Gündeş‘in kocası olarak da bildiğimiz Zarrab, birkaç yıldır ülke gündemini meşgul eden isimlerden birisi. Kendisiyle ilk olarak FETÖ bağlantılı 17/25 Aralık operasyonlarıyla tanıştığımız Zarrab bu dönemde ortaya çıkan ve “montaj” olduğu iddia edilen tapeler aracılığıyla büyük bir rüşvet, kara para aklama ve ambargo delme gibi suçlamalar batağıyla anılmaya başlanmıştı. (Dava sürecinde bu tapelerin kendisine ait olduğunu da kabul etti.)

İki gündür süren Zarrab’ın tanık olarak dinlenme süreci bugünkü duruşmayla son buluyor. Şu iki gün boyunca ise söyledikleri ülkemiz üzerinde on yıllarca çıkmayacak kadar büyük bir kara leke bırakmış durumda. Sizlere kısaca Zarrab’ın neler söylediği, neler yaptığı ve bunun gelecekte ülkemiz üzerinde ne gibi etkileri olabileceğini anlatayım.

Öncelikle İran‘a uygulanan ambargoyu biraz konuşmamız gerekiyor. 1980’li yıllarda başlayan Birleşmiş Milletler ambargosu zamana yayılarak ve artarak devam etti. Biz de Türkiye olarak bu kararlara taraf olduk. Özellikle 2005 yılında Ahmedinejad‘ın Cumhurbaşkanlığı süresinde nükleer silahlanma yarışında vites artıran İran’a karşı ciddi yaptırımlar devreye sokuldu. Kısaca İran’a ekonomik bir ambargo uygulanmaya başladı. Bu ambargoyla, İran’a ticaret engellenmese de İran’a para cinsinden ödeme yapılması yasaklandı. Yani BM dedi ki, malı sat ama karşılığında para yerine mal al. Haliyle bu durum İran’ın borçlarının artması ve bu borçları ödeyememesine yol açtı. İşte burada Zarrab devreye giriyor.

Davanı savcısının elinde bulunan şema

Ortağı Babek Zencani ile İran’a hayali bir altın ticareti organize ediyorlar. Altınlar Kapalıçarşı‘dan vergisiz olarak alınıp Zarrab’ın şirketi Royal Grup aracılığıyla Dubai‘ye satılıyor. Ancak asla İran’a ulaşmıyor. Bu arada İran’dan Botaş ve Tüpraş aracılığı ile petrol ve doğalgaz alıyoruz. Bunun karşılığı olan para Halkbank‘ta NIOC (İran İran Ulusal Petrol Şirketi) hesabına yatırılıyor. Parayı İran’a çıkartamadıkları için bu parayla altın alınıyor ve bu altın fiziksel olarak Dubai’ye gönderiliyor ama sanki İran’a gitmiş gibi gösteriliyor. Bu altın Dubai’de satılıyor ve daha sonra bu para İran’ın borcu olan yabancı bankanın ABD hesabına ödeniyor. (Örneğin Çin Ulusal Bankası) Bu paralar İran’a giderken de organizasyona katkı sağlayan herkes bu pastadan bir parça alıyor. Çılgın rüşvet paralarından bahsediliyor.

En kısa haliyle İran’dan petrol alıp karşılığında altın veriyor gibi görünürken aslında İran’a para gönderiyorduk. Bundan daha basit anlatamayız sanıyorum.

Bürokrasi kısmında siyasiler deveye giriyor ve gümrük noktalarında sorunsuzca bu ticaretin yapılması sağlanıyor. Tabi gani gani de rüşvet dağıtılıyor. Öyle ki Babek Zencani idamından önce Türkiye’de 8.5 milyar dolar rüşvet dağıttığını söylüyor. Nitekim eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan‘a 50 milyon euro rüşvet verildiğini de söyledi Zarrab. Adı geçen diğer isimler ise bildiğimiz gibi; Egemen Bağış, Muammer Güler ve dönemin Başbakanı ve şuanki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Zarrab tüm bu işlemlerin Erdoğan’ın bilgisi ve onayı dahiline olduğunu ve bizzat bankalara emir verdiğini söyledi. Yani kısacası ortalık siyasi olarak da çok karışacak.

Bu arada bu tezgaha dahil olmayan Türk bankası neredeyse yok. Çok ciddi cezaların gelmesi de bekleniyor. Bu da ülkenin ekonomik durumunu daha da kötüleştirecek. Aynı şekilde ülkemize karşı siyasi yaptırımlar uygulanması da bekleniyor. Bu konuda da çeşitli alternatifler var; bankalara para cezası, siyasi irtibatın kesilmesi, ekonomik ilişkilerin kesilmesi, ekonomik ambargo uygulanması bunların başında geliyor.

Sanıyorum davanın en çarpıcı konuşması da şu şekilde oldu:

Savcı: Halkbank’tan ne kadar para çektiniz?

Zarrab: Birkaç milyar?

Yargıç: Birkaç milyar ne?

Zarrab: Euro.

- Yorumlar -